Tüketici Hukuku Enstitüsü 'ne Hoşgeldiniz! > GENEL > Görüşlerimiz > 2013 YILI TÜKETİCİ KANUNU TASARISI HAKKINDAKİ GENEL RAPORUMUZ

2013 YILI TÜKETİCİ KANUNU TASARISI HAKKINDAKİ GENEL RAPORUMUZ

 

 

TÜKETİCİNİN KORUNMASI HAKKINDA KANUN TASARISI HAKKINDA

TÜKETİCİ HUKUKU ENSTİTÜSÜ’NÜN

 

 

GENEL RAPORU:

 

 

 

 

 

Kanun tasarısının genel olarak, güzel bir haklar manzumesi olduğunu belirtebiliriz. Ancak, ilgili bürokratlardan defalarca istirham etmemize rağmen, kanunun hazırlanışı, bu konuda yeterli, bilgili ve ilgili akademisyenlere bırakılmadığı için, AB direktiflerinin eksik veya yanlış tercümeleri, kanun yapım tekniği açısından dili ve kaleme alınışında hatalar olması, genel kanun metinlerinde işlenen kavramlara uzak kalınışı, kanun içi boşlukların çokça bırakılması  ve özellikle bazı haklar tanınırken bazı mevcut hakların geri alınmaya çalışılması ve beklenilen hakların tanınmayışı gibi ülke ekonomisi ve ferdin refahı açısından hayati öneme sahip bu kanunda olmaması gereken eksiklik ve hatalara rastladığımızı belirtmek isteriz. Bu kısa süre içerisinde, tespit edebildiğimiz kadarını, görüş formu ve metin üzerinde değişikliklerimizin izlenebildiği bir halde sayın makamınıza sunar, kanun hakkında genel ifadelerle özetleyici bir şekilde aşağıdaki eleştirileri ve tavsiyeleri kaleme almayı uygun gördüğümüzü ifade etmek isteriz.

 

 

1-   DİL BAKIMINDAN:

 

  I.        Kanun metninde “koşul” kelimesine yer verilmesi doğru değildir. Şart ve koşul kelimeleri aynı anlama sahip kelimeler olup, kanun tekniği açısından sadece bir tanesinin seçilmesi gerekmektedir. Diğer kanun metinleri ve bu kanunun özünde geçen ve Türkçeye daha uygun kelime olan “şart” kelimesinin tercih edilmesi gerekmektedir. “Koşul” kelimesinin “şart koşmak” deyiminden zaman içerisinde uydurulan, anlamsız, sevimsiz ve sahipsiz bir uydurmaca Türkçe olduğu unutulmamalı, kullanımından olabildiğince kaçınılmalıdır.

 

II.        “Ayrıntı” kelimesi kanun metninde kullanılmamalıdır. “–ıntı” yapım eki, fiili olumsuz  anlam ile isme çeviren bir yapım ekidir. Mesela, “kaşıntı, üzüntü, süprüntü, çıkıntı, döküntü, yaşantı” kelimeleri –ıntı yapım eki alması sebebiyle içerisinde olumsuz (kötü, önemsiz veya küçümseyici) bir anlama sahiptirler. Aynen “ayrıntı” kelimesinin de “küçümseyici gözle bakılan ufak parçalar, kesimler” anlamında kullanılması gerekir. O halde, kanun metninde bu anlamın kastedilmemesi sebebiyle, “ayrıntı” kelimesi yerine “detay” kelimesinin daha uygun ve yerinde olacaktır.

 

III.        Kanun metninde, hem “neden” kelimesi hem de “sebep” kelimesi aynı anlamda farklı yerlerde kullanılmıştır. Kanun yapma tekniği açısından eş anlamlı kelimelerden sadece birisinin tercih edilmesi gerekmektedir. Bu tercih bakımından metin içerisinde daha çok kullanılan ve diğer kanun metinlerde de bu anlamı karşılamak için kullanılagelen, kastedilen anlam bakımından doğru kavram olan “sebep” kelimesinin tercih edilmesi uygun ve yerinde olacaktır.

 

 

2-   USUL BAKIMINDAN:

 

  I.        4. Maddede yer alan “senet” kavramının kullanılması, kanun koyucunun amacı düşünüldüğünde hukuki olarak yanlıştır. Zira HMK’da senet kavramı “yazılı olan belgeler” anlamında kullanılır. Hâlbuki 4. Maddede kastedilen kavram, halk dilinde senet olarak bilinen ve fakat hukuki olarak “bono” olarak tanımlanan kavramdan ötürü bono kavramını da içeren “kıymetli evrak” kavramı olacaktır.

 

II.        4. Maddede, temerrüt halinde uygulanacak faiz türüne açıklık getirilmelidir. Şu anda uygulamada da olduğu gibi, tüketici lehine olan durumlar için ticari faiz, aleyhine olan durumlar için kanuni faiz olarak belirlenmelidir.

 

III.        8. Maddede yer alan “sözleşmeye aykırı ifa” kavramı madde içerisinde bütünlüğe bakıldığında yanlış kullanılan bir kavramdır. Zira, kastedilen ayıplı ifa olmakla birlikte, “eksik ifa, geç ifa vb. kavramları da içeren üst kavram olan sözleşmeye aykırı ifa kavramı kullanılmıştır. Uygulamacıların yorum karmaşasına sebebiyet verilmemesi için doğru kavram olan “ayıplı ifa” kavramı tercih edilmelidir.

 

IV.        Gün kavramının ne zaman başladığı ve bittiği hususlarında senelerce çekilen eziyet ve karmaşadan sonra yeni HMK’da bu kavram atılmış ve yerine daha kolay hesaplanabilen hafta ve ay bazında süreler belirtilmiştir. Bu kanunun da usul kanunumuza uygun olarak süreleri “hafta” bazında belirlemesi gerekmektedir. O sebeple, kanun metninde yer alan bütün gün bazlı sürelerin hafta ve ay bazlı olarak değiştirilmesi gerekmektedir. Bu bakımdan, ondört gün olarak belirtilen cayma hakkı sürelerinin tamamı da “iki hafta” olarak belirtilmelidir.

 

V.        Birçok sözleşme tipinde ayrı ayrı belirtilen “cayma hakkı” nın ne zaman başlayacağı kanunun hiçbir yerinde belirtilmemiştir. Bu önemli hakkın ne zaman başlayacağı ve ne zaman biteceği oldukça önemli bir husustur. Kanunda böyle bir boşluk, yorum karmaşasına ve kaosa sebep olacaktır. Kanun koyucu, hâkimin takdir alanına giren hükümlerde boşluklar bırakabilir ve fakat süreler gibi şekli hükümlerde boşluklar bırakamaz. O sebeple her hüküm için ayrı ayrı cayma hakkının başlangıç anları tespit edilerek belirtilmelidir. Tarafımızca, bazı hükümler hariç genel olarak “sözleşmenin karşı tarafça ifasından itibaren” cayma hakkı sürelerinin başlatılması tavsiye edilmiştir.

 

 

3-   ESAS BAKIMINDAN:

 

  I.        Tüketicinin tanımı mevcut kanunda olduğu gibi “Tüketici: Ticari veya mesleki olmayan amaçlarla bir tüketici işleminin tarafı olan yahut doğrudan tarafı olmaksızın o tüketici işleminden yararlanan gerçek ve tüzel kişiyi,” şeklinde genişletilmeli, tüketici sıfatı daraltılmamalıdır.

 

II.        Kira sözleşmeleri de tüketici işlemi tanımı içerisine eklenmelidir.

 

III.        4. Maddede belirtilen sözleşmelerin şekli, daha detaylı bir şekilde kaleme alınmalı, bu şekillere uymamanın yaptırımı muhakkak geçersizlik olarak addedilmeli, bu geçersizlik ise mevcut halde olduğu gibi sadece tüketici tarafından ileri sürülebilmelidir. Tüketici haklarının sağlanabilmesinin bu sözleşmeler aracılığı ile olabildiği hatırlanmalı ve sözleşmelerin şekline yeteri önem verildiği ve sözleşmelerin şekli sağlam tutulduğu vakit, hak ihlallerinin kendiliğinden azalacağı gerçeği göz önünde tutulmalıdır. O sebeple, kanunun kalbi olan bu maddeye hayati önemin verilmesi gerekmektedir.

 

IV.        5. Maddede, genel olarak kullanılmak üzere hazırlanmış sözleşmelerde yer alan haksız şartların sözleşme metinlerinden çıkarılması veya kullanılmasının önlenmesi için “tüketici örgütleri de” dava açabilmelidir. Zira, mevcut yönetmelikte bu hak tüketici örgütlerine tanınmıştır. Tüketici örgütlerinin, var olan haklarından geriye gidişler yapılmamalı, aksine yeni ve stratejik haklar tanınmalıdır. Tüketici örgütlerinin bu kanunun esas takipçileri olduğu unutulmamalıdır.

 

V.        Kanunun 3. Maddesi olan tanımlar maddesinde tüketici işlemi “eser, taşıma, simsarlık, sigorta, vekâlet, bankacılık ve benzeri sözleşmeler de dâhil olmak üzere” şeklinde yerinde olarak olabildiğince genişletilmiştir. O halde, artık bu kanun sadece satış ve hizmet sözleşmelerini ele almamakta, bunların yanında diğer sözleşme türlerini de kanun içerisinde tanımaktadır. O halde, bu tanımın içerisini boşaltırcasına hemen hemen her hükümde mevcut kanunda yer alan kavramlar üzerinden gidilerek “satıcı veya satış” gibi kavramlar kullanılamaz. Zira bir hükümde satış kavramı kullanıldığında bütün tüketici işlemlerini değil sadece satış sözleşmelerini kapsadığı yönünde hukuki yorumların çıkması ve uygulanması kuvvetle muhtemel olacaktır. O halde, belki de kanun metninde getirilen en önemli haklardan olan diğer sözleşmelerin de tüketici kanunu içerisine alınması körleştirilmemeli, kanun metninde “satış” kavramları değiştirilerek “işlem” kavramı kullanılmalı ve “satıcı-sağlayıcı” kavramı yerine üst bir kavram getirilerek “müteşebbis” kavramına yer verilmeli ve kullanılmalıdır. Aksi halde, kanun içerisine alındığı zannedilen eser, taşıma, sigorta sözleşmeleri gibi sözleşmelere kanun içerisinde uygulanacak bir hüküm bulunamayacağı, ayıplı mal-hizmet hükümlerinin ve diğer birçok hükmün yanlış kavramlar kullanılmasından ötürü sadece satış sözleşmelerine uygulanacağı açıkça ortada olacaktır.

 

VI.        Tüketicilerin seçimlik haklarını kullanacağı kişilerde, anlamlandıramadığımız bir şekilde, seçimlik hakkın türüne göre gereksiz ve tehlikeli bir ayırıma gidilmiştir. Eğer müteselsil sorumluluk kaldırılırsa, tüketicinin haklarından geriye gidiş olgusu meydana çıkar ki, sosyal hukuk devletinde özel hukukla korunan kesimlerin haklarının ancak olağanüstü durumlarda geri alınabileceği unutulmamalıdır. Tüketicinin haklarına en kısa zamanda ulaşabilmesi amacının unutulmaması düşünülerek, her 4 seçimlik hak için de yürürlükteki kanunda yer alan haliyle imalat-ithalat aşamasından son müteşebbise kadar herkesin, tüketici karşısında müteselsil sorumlu olması gerekmektedir. Bu halde iken dahi, tüketici hakkına ulaşmakta zorluklar çekerken, tüketiicnin muhatapları daraltılır ise meydana çıkacak sorumluluk boşlukları sebebiyle dolandırıcılık ve benzeri mağduriyetlerin artacağı bir gerçektir. Ayrıca, ortadan kaybolan son müteşebbisler karşısında hak aramak imkânsızlaşacak ve kötüye kullanımlar ortaya çıkacaktır.  Kaldı ki, müteselsil sorumluların tamamı tacir olup, bu sorumluluktan ötürü bütün tacirler basiretli bir şekilde önlemlerini almakta ve tüketiiclere öedikleri bedeller noktasında kusurlu olan tacire kolaylıkla rücu edebilmektedir. Bu sebeplerle, mevcut kanunda olduğu gibi, 11. Maddeye ve ilgili diğer maddelere bütün seçimlik haklar bakımından müteselsil sorumluluğun hakim olduğu belirtilmelidir.

 

VII.        Uygulamada, sıkça karşılaşılan bir durum olan, belirtilmeyen ek hizmetler ve işler için de ücret alınması, tüketicilerin mağdur olmasına sebep olmaktadır. Bu sebeple, 13. Maddeye “Hizmet sözleşmelerinde açıkça belirtilmeyen ek iş ve hizmetler için ayrıca ücret talep edilemez” hükmü eklenmelidir.

 

VIII.        Tüketici kredilerinde temerrüt durumunu belirten 28. Ve 34. Madde daha adilane düzenlenmelidir. Zira, uzun vadeli kredilerde, tüketicinin sadece iki taksidi ödememesi dolayısıyla toplam kredi miktarının muacceliyeti, tüketici açısından hakkaniyete uygun olmayacak sorunlara yol açacaktır. 10 yıl vade ile toplam 120 000 TL kredi borcu olan bir tüketicinin, iki aylık taksit tutarı olan 2000 TL’yi ödememesi durumunda 120.000 TL nin muacceliyet kesbetmesi, acımasız bir tablo ortaya çıkarır. Bu sebeplerle, kredi verenin feshetme hakkı, kanundaki diğer hükümlere benzetilerek, tüketicinin birbirini izleyen en az iki taksiti ödemede temerrüde düşmüş olması ve bu tutarın toplam kredinin en az onda biri olması halinde kullanabileceği şeklinde değiştirilmelidir.

 

IX.        Milyonlarca tüketicide rahatsızlığa yol açan kredi kartı aidat ücretinin alınmasının, kanun ile düzenlenmiş olması, kamu vicdanını rahatsız edeceği düşünülmektedir. Kanunun 3. Maddesinin 3.fıkrası ile, hiçbir ücret alınmayan bir kart çıkarılmasının öngörülmesi ile diğer kartlardan ücret alınması kanunlaştırılmış olmaktadır. Hâlbuki bu konuda hiç düzenleme yapılmasa idi, mevcut halde kredi kartı aidatları hukuken iade edilmekte idi. O halde, tüketicinin mevcut hakkı yine tüketicinin kanunu ile elinden alınmaktadır. Çokça tartışılan bu konularda düzenleme yapılacak ise, ya bu haksız uygulamanın tamamen önüne geçilerek, kart çıkaran kuruluşların bu kartlardan faiz dışında herhangi bir ücret almaları yasaklanmalı yahut hiçbir düzenleme yapılmamalıdır. Zira hiçbir düzenlemenin yapılmaması, hakkın alınmasından evla olacaktır.

X.        Konut kredilerinde de erken ödeme tazminatı, tüketici kredilerinde düzenlenen hüküm ile aynı olmalıdır. Zira teknik olarak aralarında herhangi bir fark da yoktur. Ayrıca yüzde iki erken ödeme cezası fahiş kalmaktadır. Bu sebeple 37. Maddede düzenlemeye gidilerek, yüzde iki olan ceza, binde beş ve yüzde bir olarak 27. Maddedekine benzer düzenlenmelidir.

 

XI.        41. Maddede, ön ödemeli konut satış sözleşme şeklinin “adi yazılı” şekilde yapılmasının yeterli ve geçerli olacağı belirtilmelidir. Zira mevcut kanunda, kampanyalı satışlar maddesi içerisinde değerlendirdiğimiz bu satış modelinde adi yazılı şekil yeterli ve geçerli idi. Bu hususta yapılacak noter sözleşmelerinin, tüketicileri  koruyacağı düşünülürken, tüketicilerin daha çok mağduriyetine sebep olacaktır. Zira noterden sözleşme yapılması hasebiyle, sözleşmedeki haksız şartların tartışılması zorlaşacak, tüketici sözleşmeden daha çok korkar hale gelecek, hem sözleşmeyi yaparken hem sözleşmeyi bozarken yüklüce masraf altına girmek zorunda bırakılacaktır. Hâlbuki tüketicinin istediği, olabildiğince az masraf ile yüksek koruma altına alınılabilmektir. Ayrıca maddeye, “Taşınmazın kat irtifakına geçişi ile birlikte bu sözleşmeler, müteşebbis tarafından tapu siciline tescil  ettirilir.” Hükmü getirilerek müteşebbise önemli ve gerekli bir sorumluluk yüklenmelidir.

 

XII.        42. maddede belirtilen teminatlar ise, bakanlık uygulamasına bırakılmamalı, sözleşmenin esaslı unsuru olması hasebiyle kanunda açıkça teker teker belirtilmelidir. Bu sebeple, bina tamamlama sigortasının yanında teminat olarak “ödeme yapıldığı anda yapılan ödeme tutarının tamamını kapsayan banka teminat mektubunu tüketiciye vermesi veya sözleşme toplam bedelinin tamamı kadar bağlı kredi kullandırılması” teminatlarının da açıkça sayılması yerinde olacaktır.

 

XIII.        43. maddede, müteşebbisin cayma hakkının kullanılmasından sonra hangi süre içerisinde tüketiciye iadede bulunacağı açıkça belirtilmelidir. Bu ebeple maddeye “Müteşebbis, cayma bildiriminin kendisine ulaştığı tarihten itibaren en geç bir ay içerisinde almış olduğu bedeli ve tüketiciyi borç altına sokan her türlü belgeyi tüketiciye iade etmekle yükümlüdür.” Hükmünün getirilmesi uygun olacaktır.

 

XIV.        44. Maddede, konutun teslim zamanı belirlenirken önemli bir hata yapılmıştır. Keza konutun teslimi sözleşme borcunun müteşebbis tarafından yerine getirilmesi anlamına gelir ki, tüketicinin bu sözleşme tipinde haklarının başladığı ve bittiği nokta da esasen tam burasıdır. Konutun teslim zamanı olarak “kat irtifakı” aşamasının belirlenmesi hatalı olacaktır. Zira inşaatın temelleri atılır atılmaz kat irtifakı tapusu alınabilmektedir. Hâlbuki müteşebbisin borcu, kullanılmaya hazır bir konut teslim etmektir. O halde, “kat mülkiyetinin” tüketici adına tescil edilmesinin aranması amaca uygun ve yerinde olacaktır.

 

XV.        54. Madde içeriğinde fiyat etiketlerinin, müteşebbisin internet sitesinde de ilan etme zorunluluğu getirilmelidir.

 

XVI.        Tanıtma ve kullanma kılavuzlarının içeriğinde, bu kanunun tüketiciye sağladığı ayıplı mal, satış sonrası hizmetler, garanti belgesine ilişkin tüketiciye sağladığı hakların ve başvuru yollarına ilişkin bilgilerin de bulunması zorunluluğunun getirilmesi, tüketicilerin bilinçlendirilmesi açısından elverişli olacaktır.

 

XVII.        Bir hak manifestosu niteliğinde olan ve bütün tüketicileri kuşatıcı olduğunu iddia ettiğimiz bu kanunda artık engelli tüketiciler de hatırlanmalı ve dünyaya örnek olacak engelli hakları kanuni metinlere dâhil edilmelidir. Bunun başlangıcı olarak, uzun zamandır hemen hemen bütün raporlarımızda belirttiğimiz üzere, müteşebbislerin tanıtma ve kullanma kılavuzu hazırlarken, “görme engelliler” için de bir dizi “Braille” alfabesi ile belge hazırlama zorunluluğu olmalı ve görme engelli tüketicilere Braille alfabesi ile hazırlanmış tanıtma ve kullanma kılavuzu verilerek, görme engeli vatandaşlarımızın daha rahat ve bilinçli olarak alışveriş yapabilmesi sağlanmalıdır. Bunun için 55. Maddede gerekli düzenleme yapılmalıdır.

 

XVIII.        56. Maddede mevcut kanunda olduğu gibi müteşebbisin, garanti belgesi kapsamındaki malların, garanti süresi içerisinde arızalanması halinde malı işçilik masrafı, değiştirilen parça bedeli ya da başka herhangi bir ad altında hiçbir ücret talep etmeksizin tamir ile yükümlü olduğu açıkça belirtilmelidir.

 

XIX.        Hepimizin malumudur ki, ihtiyari olarak verilen taahhütlerin çoğu, ülkemizde sözlü olarak verilmektedir. Tüketici bu sözlere duyduğu güven dolayısı ile mağdur olmaktadır. O sebeple, 57. Maddeye “Tüketici ihtiyari garanti verildiğini şahit dâhil her türlü delil ile ispatlayabilir.“ hükmünün eklenmesi yerinde olacaktır.

 

XX.        Reklam Kurulunda tüketici örgütünün üye sayısının ikiye çıkarılmasının faydalı olacağı düşünülmektedir.

 

XXI.        Tüketici Hakem Heyeti raportörlerinin hukuk eğitimi verilen 4 yıllık fakültelerden mezun kişiler arasından seçilmesi gerekmektedir. Aksi takdirde, tarafımızın önerisi dikkate alınarak oluşturulan bu özel kadrodan verim alınması çok zor olacaktır. Bu sebeple, 67. Maddede gerekli değişiklikler yapılmalıdır.

 

XXII.        İl ve ilçe hakem heyeti kavramları ayrı tutulmamalıdır. 2000 TL nin altında olan uyuşmazlıklar il veya ilçe fark etmeden tüketici hakem heyetlerine yönlendirilmelidir. Aksi takdirde şu anda uygulamada olan il hakem heyetleri karmaşasına devam edilmiş olunacaktır.

 

XXIII.        68. Maddeye “Tüketici Hakem Heyetleri nezdinde tüketicilerin başvuruları her türlü harç ve ücretten muaftır. Ancak, müteşebbis tarafından yapılan başvurularda, uyuşmazlık para ile ölçülebiliyorsa uyuşmazlığın yüzde onu tutarında nispi harç, uyuşmazlık para ile ölçülemiyorsa Bakanlıkça her yıl Aralık ayı içerisinde ilan edilen tutarda maktu harç alınır. Ayrıca yine müteşebbisten tebligat ve gerekli diğer masraflar da talep edilir.” Hükmünün eklenmesi gerektiğini düşünmekteyiz. Böylelikle, Tüketici Hakem Heyetleri bütçesi için oluşturulacak bir havuz vasıtası ile kendi kendilerini finanse edebilecek duruma getirebilmeleri mümkündür. Ayrıca aynen Tüketici Mahkemelerine başvuruda olduğu gibi, sadece tüketiciler bakımından ücretsiz başvuru sağlanarak daha adilane bir sistem oluşturulmuş olunacaktır.

 

XXIV.        69. Maddeye, Tüketici Hakem Heyetlerinin kanayan yarası olan bilgi edinme sorununa kalıcı bir çözümle yaklaşarak “İlgili kurum ve kuruluşlar tüketici hakem heyetlerine uyuşmazlık konusuna ilişkin talep ettikleri her türlü bilgi ve belgeyi sunmakla yükümlüdürler.” hükmü getirilmelidir. Aksi halde, yaptırımı olmayan yükümlülüğe kimse uymamakta ve hakem heyetlerinin sağlıklı çalışabilmesini engellemektedirler.

 

XXV.        Tüketici Hakem Heyetleri bir “zorunlu tahkim” makamıdır. Bağlayıcı karalar vermeye çalışan bir organ senelerdir, deliller konusunda eksik ve yetersiz çalışmalar yapmakta ve sağlıklı kararlar alamamaktadırlar. Bu bakımdan kanun metnine açıkça HMK’da düzenlenen tahkim hükümlerine atıf yapılarak, delil karmaşasına çözüm getirilmelidir.

 

XXVI.        Yürürlükteki kanunda tüketici örgütlerince açılacak davalarda bilirkişi ücretlerinin bakanlıkça karşılanacağı hükmü mevcut idi. Tüketici örgütlerine tanınan bu hakkın alınıp, sadece tüketici örgütleri üst kuruluşlarına verilmesi tüketici hakları açısından önemli bir geriye gidişe sebep olmaktadır. Bu sebeple, muafiyet sadece üst örgütlere değil bütün tüketici örgütlerine sağlanmalı ve 73. Maddede gerekli değişiklik yapılmalıdır.

 

XXVII.        Avrupa ve Amerika’da olduğu gibi, tüketici örgütlerinin daha sağlıklı çalışabilmeleri ve topluma faydalı olabilmeleri açısından, ülkedeki laboratuarların ücretsiz kullanımı tüketici örgütlerinin hizmetine sunulmalıdır. Aksi takdirde pahalı laboratuar ücretleri sebebiyle örgütler, bilimsel çalışmalar yapamamaktadırlar.  O sebeple, 80. Maddede gerekli değişiklik yapılarak, en azından iki senedir faaliyette bulunan örgütlere böyle bir hak tanınmalıdır.

 

  

 

 

 

Cevap Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir