Tüketici Hukuku Enstitüsü 'ne Hoşgeldiniz! > GENEL > Görüşlerimiz > 2009 YILI KANUN TASLAĞI GÖRÜŞ VE DEĞERLENDİRMELERİ

2009 YILI KANUN TASLAĞI GÖRÜŞ VE DEĞERLENDİRMELERİ

2009 YILI KANUN TASLAĞI GÖRÜŞ VE DEĞERLENDİRMELERİ

 

Taslağın Geneli Üzerindeki Görüş ve Değerlendirme

Teklif

Mevcut kanun taslağı iyi niyetli bir girişim olmakla beraber mevcut kanunda 2001-2003 yıllarında orta ölçekli tadilat yapılmış olması ve bu tadilatların kanundaki sistematik sorunlara sebep olması ve mevcut tadilatın bu sorunları arttıracağı endişesi vardır. Ayrıca, taslakta tanınan yeni hakların hemen hemen hepsi küçük ölçekli tacirler karşısında verilen haklar iken, büyük ölçekli tacirler hakkında mevcut haklardan dahi eksilmeler göze çarpmaktadır. Bu sebeple, tabloyu fazla hantallaştırmamız düşüncesinin de etkisiyle, sadece değiştirilmesi gereken hükümler hakkındaki görüşlerimize yer verilmiştir.

Baştan itibaren yepyeni bir Tüketici Kanunu yapılması

 Taslaktaki 4077 Maddesi

Görüş ve Değerlendirme

Teklif

m.3/ı

ı) Kredi veren: Mevzuatları gereği tüketicilere kredi vermeye yetkili olan banka ve finansman şirketlerini,

 

 

Kanundaki halinin korunması için “özel finans kuruluşu” ibaresinin eklenmesi gerektiği düşünülmüştür.

Kredi veren: Mevzuatları gereği tüketicilere nakit kredi vermeye yetkili olan banka, özel finans kuruluşu ve finansman şirketlerini,

m.3/l

 

l) Müteşebbis: Kamu kurumları da dahil olmak üzere kendi işi, işletmesi, zanaatı veya mesleğine ilişkin ticari amaçlarla hareket eden veya onun adına ya da hesabına hareket eden bir gerçek ya da tüzel kişiyi,

 

 

İlk taslaktaki gibi açıklayıcı bilgi amaçlı örnek sayılanların eklenmesi gerektiği düşünülmüştür.

Müteşebbis: İmalatçı, ithalatçı, satıcı, sağlayıcı, kredi veren, paket tur düzenleyicisi ve

aracısı gibi, kendi işi, işletmesi, zanaatı veya mesleğine ilişkin amaçlar çerçevesinde faaliyet

gösteren kamu tüzel kişileri de dahil olmak üzere gerçek veya tüzel kişiyi,

 

m.2/ f1

ş) Tüketici: Mal veya hizmet piyasalarında ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket eden gerçek kişiyi,

 

Gerçek kişinin bir mal veya hizmeti satın almadan veya kiralamadan da tüketici olabileceğinin kabul edilmesi gayet olumlu bir düzenleme teşkil etmektedir; ancak bu tanım ile “eser, taşıma ve simsarlık“ sözleşmeleri bu kanun kapsamına dâhil edildiği zannediliyorsa hata ediliyor demektir.

Tüzel kişi tanımın kalkması vakıfların ve derneklerin korunamayacağı anlamına gelir ki, kabul edilebilir bir husus değildir. „Tüzel kişi“ ibaresinin tekrar eklenmesi gerektiği düşünülmektedir.

Tüketici: Mal veya hizmet piyasalarında ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket eden veya eser, taşıma ve simsarlık sözleşmeleri de dahil olmak üzere her türlü hukuki işlemi ve uygulamayı kabul etmeye hazır olan gerçek ve tüzel kişileri,

 

m.3/t

t)Tüketici işlemi: Mal veya hizmet piyasalarında tüketici ile müteşebbis arasında yapılan her türlü hukuki işlemi,

Hak mevzuunda mehter adımı atılması, doğru ve şık bir hareket değildir. Her ne kadar gerekçede eser sözleşmesinin Tüketici Kanunu kapsamında kabul edildiği yazılsa da, kanunda bu iddiayı doğrulayacak herhangi bir ibare bulunmamaktadır. Kaldı ki, taşıma ve simsarlık sözleşmelerinden neden vazgeçildiği makul bir sebeple açıklanmadığı takdirde, bakanlık, kamu vicdanı tarafından yargılanacaktır.

İlk taslaktaki gibi „eser, taşıma ve simsarlık sözleşmeleri de dâhil olmak üzere“ ibarelerinin eklenmesi gerektiği düşünülmektedir.

 

Tüketici işlemi: Mal veya hizmet piyasalarında tüketici ile müteşebbis arasında yapılan eser, taşıma ve simsarlık sözleşmeleri de dahil olmak üzere her türlü hukuki işlemi ve uygulamayı,

 

m.3/ü

Uzaktan iletişim aracı: Mektup, katalog, telefon, faks, radyo, televizyon, elektronik posta mesajı, internet gibi fiziksel olarak karşı karşıya gelinmeksizin sözleşme kurulmasına imkan veren aracı,

Tanım yetersiz görüldüğünden dolayı, belirttiğimiz şekliyle değiştirilmesi gerektiği düşünülmektedir.

Uzaktan iletişim aracı: Mektup, katalog, telefon, faks, radyo, televizyon, cep telefon mesajları, internet üzerinden sağlanan elektronik posta aracı, gerçek zamanlı görüşme, VOIP uygulamaları vb karşı karşıya gelinmeksizin sözleşme kurulmasına veya mal veya ürün teslimine imkân veren aracı,

m.3/A

 

“Bu Kanunda ve ilgili yönetmeliklerde, gerek sözleşmenin, gerekse bilgilendirme yükümlülüğünün yazılı şekil şartına bağlı tutulduğu hallerde, metnin en az oniki punto siyah harflerle kaleme alınması zorunludur.”

 

 

Yürürlükte olan kanunda olduğu gibi, siyah kelimesinden önce “koyu” ibaresinin eklenmesi gerektiği düşünülmektedir.

Bu Kanunda ve ilgili yönetmeliklerde, gerek sözleşmenin, gerekse bilgilendirme yükümlülüğünün yazılı şekil şartına bağlı tutulduğu hallerde, metnin en az oniki punto koyu siyah harflerle kaleme alınması zorunludur.”

m.4/f1

Satıcı malı satım sözleşmesine uygun olarak tüketiciye teslim etmekle yükümlüdür. Sözleşmeye konu malın, tüketiciye teslimi anında, taraflarca kararlaştırılmış olan örnek ya da modele uygun olmaması veya objektif olarak sahip olması gereken özellikleri taşımaması halinde sözleşmeye aykırı, dolayısıyla ayıplı olduğu kabul edilir.

Yukarıdaki önerimiz kabul edilip, taslakta tüketici işleminin içine; satım sözleşmesinin yanı sıra eser, taşıma ve simsarlık sözleşmeleri de dâhil her türlü hukuki işlemi ve uygulama konularak genişletilmesi halinde, fıkrada sadece satım sözleşmesinden bahsedilmesi, getirilen genişletmeyi etkisiz kılacağı ve uygulamada sorunlar yaşatacağı endişesi ile satım sözleşmesi ibaresinin tüketici işlemi olarak değiştirilmesi, ayrıca sözleşmeye “aykırılık” ibaresinin de “ayıplı ifa” tanımından çok daha geniş bir tanım olması hasebiyle bu kanun hükümlerinde gereksiz ve kafa karıştırıcı olduğu endişesi ile kaldırılması gerektiği düşünülmektedir.

 

Bu sebeple, maddenin “satıcı malı tüketici işleminin kapsamına uygun olarak……. Tüketici işlemine konu malın…” şeklinde değiştirilmesi gerektiği düşünülmektedir.

 

Satıcı malı tüketici işlemine uygun olarak tüketiciye teslim etmekle yükümlüdür. Tüketici işlemine konu malın, tüketiciye teslimi anında, taraflarca kararlaştırılmış olan örnek ya da modele uygun olmaması veya objektif olarak sahip olması gereken özellikleri taşımaması halinde, ayıplı olduğu kabul edilir.

m.4/ f1-b

b) Satıcı tarafından bildirilen veya teknik düzenlemesinde tespit edilen niteliğe aykırı olan,

 

Yürürlükteki kanunda ve ilk taslaktaki haliyle, niteliği etkileyen niceliğine aykırı olan“ ibaresinin eklenmesi gerektiği düşünülmektedir.

b) Satıcı tarafından bildirilen veya teknik düzenlemesinde tespit edilen niteliğe aykırı olan ve niteliği etkileyen niceliğine aykırı olan

 

m.4/f2

Malın montajının satıcı tarafından veya onun sorumluluğu altında gerçekleştirildiği durumlarda, malın gereği gibi monte edilmemesi sözleşmeye aykırı ifa olarak değerlendirilir. Malın montajının tüketici tarafından yapılmasının öngörüldüğü hallerde,  montaj talimatındaki yanlışlık veya eksiklik nedeniyle montaj yanlış yapılmışsa, sözleşmeye aykırı ifa söz konusu olur.

 

Sözleşmeye aykırı ifa konusunun genel hükümlerde düzenlenmiş olması ve bu kanunda sözleşmeye aykırı dense dahi ayıplı ifa hükümleri uygulanacağı ve bu sebeple bu ibarenin gereksiz ve kafa karıştırıcı olduğu düşüncesiyle, ibarenin taslaktan çıkarılması gerektiği düşünülmektedir.

Malın montajının satıcı tarafından veya onun sorumluluğu altında gerçekleştirildiği durumlarda, malın gereği gibi monte edilmemesi ayıplı ifa olarak değerlendirilir. Malın montajının tüketici tarafından yapılmasının öngörüldüğü hallerde,  montaj talimatındaki yanlışlık veya eksiklik nedeniyle montaj yanlış yapılmışsa, ayıplı ifa söz konusu olur.

 

m.4/ f3

Satıcı, kendisinden kaynaklanmayan reklam veya ilan yoluyla yapılan açıklamalardan haberdar olmadığını ve haberdar olmasının da kendisinden beklenemeyeceğini veya yapılan açıklamanın içeriğinin satım sözleşmesinin akdi anında düzeltilmiş olduğunu veya satım sözleşmesi akdetme kararının bu açıklama ile nedensellik bağı içinde olmadığını ispatladığı takdirde açıklamanın içeriği ile bağlı olmaz.

 

 

Maddede öngörülen düzenlemenin, satıcı bakımından gerekli hallerde; hukukun genel hükümlerinde yer alan düzenlemeler ile hakkının korunması mümkün olduğu ve ayrıca önerilen düzenlemenin uygulamada yanlış anlaşılmalara sebep olacağı ve hükmün kötüye kullanılabilmesi sorunlarına yol açacağı düşüncesiyle taslaktan çıkarılması gerektiği düşünülmektedir.

 

Fıkranın taslaktan tamamen çıkarılması.

 

 

 

 

 

m.4/f5

 

“Malın ayıplı olduğunun anlaşılması durumunda tüketici, ücretsiz onarım, malın ayıpsız misli ile değiştirilmesi, ayıp oranında bedelden indirim veya sözleşmeden dönme haklarından birini satıcıya karşı kullanmakta serbesttir. Satıcı, tüketicinin tercih ettiği bu talebi yerine getirmekle yükümlüdür. Ancak, ücretsiz onarım veya malın ayıpsız misli ile değiştirilmesi hakları imalatçı veya ithalatçıya karşı da kullanılabilir, bu hakların yerine getirilmesi konusunda satıcı,imalatçı ve ithalatçı müteselsilen sorumludur. İmalatçının veya ithalatçının, malın kendisi tarafından piyasaya sürülmesinden sonra ayıbın doğduğunu ispat edebildiği hallerde sorumluluğu söz konusu olmaz. Ücretsiz onarım veya malın ayıpsız misli ile değiştirilmesinin satıcı için orantısız güçlükleri beraberinde getirecek olması halinde ise tüketici, sözleşmeden dönme veya ayıp oranında bedel indirimi haklarından birini kullanabilir. Orantısızlığın tayininde malın ayıpsız değeri, ayıbın önemi ve diğer seçimlik haklara başvurmanın tüketici açısından sorun teşkil edip etmeyeceği gibi unsurlar dikkate alınır.”

 

 

 

Eğer müteselsil sorumluluk kaldırılırsa, tüketicinin haklarından geriye gidiş olgusu meydana çıkar ki, sosyal hukuk devletinde özel hukukla korunan kesimlerin haklarının ancak olağanüstü durumlarda geri alınabileceği unutulmamalıdır.

 

Tüketicinin haklarına en kısa zamanda ulaşabilmesi amacının unutulmaması düşünülerek, her 4 seçimlik hak için de yürürlükteki kanunda yer alan haliyle, İmalatçı, üretici, satıcı, bayi, acente, ithalatçı ve kredi veren tüketicinin bu maddede yer alan seçimlik haklarından dolayı müteselsilen sorumludur. Satılan malın ayıplı olduğunun bilinmemesi bu sorumluluğun ortadan kaldırmaz. “ ibarelerinin eklenmesi ve seçimlik haklar sıralamasının, uygulama da çok önemli olduğu dikkate alınarak; “sözleşmeden dönme, ayıpsız misli ile değiştirilmesi, ücretsiz onarım veya ayıp oranında bedel indirimi“ şeklinde değiştirilmesi gerektiği düşünülmüştür.

 

 

 

“Malın ayıplı olduğunun anlaşılması durumunda tüketici, sözleşmeden dönme, malın ayıpsız misli ile değiştirilmesi, ücretsiz onarım veya ayıp oranında bedel indirimi haklarından birini satıcıya karşı kullanmakta serbesttir. İmalatçı, üretici, satıcı, bayi, acente, ithalatçı ve kredi veren tüketicinin bu maddede yer alan seçimlik haklarından dolayı müteselsilen sorumludur. Satılan malın ayıplı olduğunun bilinmemesi bu sorumluluğun ortadan kaldırmaz. Sorumlular, tüketicinin tercih ettiği bu talebi yerine getirmekle yükümlüdür. Ücretsiz onarım veya malın ayıpsız misli ile değiştirilmesinin müteselsil sorumlular için orantısız güçlükleri beraberinde getirecek olması halinde ise tüketici, sözleşmeden dönme veya ayıp oranında bedel indirimi haklarından birini kullanabilir. Orantısızlığın tayininde malın ayıpsız değeri, ayıbın önemi ve diğer seçimlik haklara başvurmanın tüketici açısından sorun teşkil edip etmeyeceği gibi unsurlar dikkate alınır.”

m.4/f6

Tüketicinin, ücretsiz onarım veya malın ayıpsız misli ile değiştirilmesi haklarından birini seçmesi durumunda bu talep, malın niteliği ve tüketicinin bu malı kullanma amacı dikkate alındığında, makul sayılabilecek bir süre içinde ve tüketici için ciddi sorunlar doğurmayacak şekilde gerçekleştirilmelidir. Her halükarda bu süre, talebin satıcıya, imalatçıya veya ithalatçıya yöneltilmesinden itibaren otuz günü geçemez. Aksi takdirde tüketici diğer seçimlik haklarını kullanmakta serbesttir.

 

 

Yürürlükteki kanunda “garantili satışlar” hükmü içerisinden alınarak değiştirici yenilik doğurucu hakkın 2 yıl ile sınırlanması, garanti hükümlerinin daha fazla olduğu mallarda şu ana göre hak kaybına yol açacaktır.

 

Ayrıca “15  gün içerisinde giderilmemesi halinde imalatçı–üretici veya ithalatçı; malın tamiri tamamlanıncaya kadar, benzer özelliklere sahip başka bir malı tüketicinin kullanımına tahsis etmek“ hükmünün tamamen kaldırılmaya çalışılması da büyük bir hak kaybı teşkil etmektedir. Bu hükümler dikkate alınarak, maddenin değiştirilmesi gerektiği düşünülmektedir.

 

Tüketicinin, ücretsiz onarım veya malın ayıpsız misli ile değiştirilmesi haklarından birini seçmesi durumunda bu talep, malın niteliği ve tüketicinin bu malı kullanma amacı dikkate alındığında, makul sayılabilecek bir süre içinde ve tüketici için ciddi sorunlar doğurmayacak şekilde gerçekleştirilmelidir. Her halükarda bu süre, talebin satıcıya, imalatçıya veya ithalatçıya yöneltilmesinden itibaren otuz günü geçemez. Aksi takdirde tüketici diğer seçimlik haklarını kullanmakta serbesttir.

 Onarım hakkı için talebin, 15  gün içerisinde gerçekleştirilmemesi halinde imalatçı–üretici veya ithalatçı; malın tamiri tamamlanıncaya kadar, benzer özelliklere sahip başka bir malı tüketicinin kullanımına tahsis etmek zorundadır.

 

Tüketicinin garanti süresi boyunca, ücretsiz onarım hakkını kullanması durumunda da yukarıdaki hükümler geçerli olacaktır. Bu sürelere uyulmaması durumunda tüketici, kanunda belirtilen bütün seçimlik haklarını kullanmakta serbesttir.

m.4/f9

 

Kanunlarda veya taraflar arasındaki sözleşmede daha uzun süreli bir sorumluluk öngörülmeyen hallerde, ayıplı maldan sorumluluk, ayıp daha sonra ortaya çıkmış olsa bile, malın tüketiciye teslim tarihinden itibaren iki yıllık zamanaşımı süresine tabidir. Bu süre konut veya tatil amaçlı taşınmaz mallarda beş yıldır ve taşınmazın teslim anında işlemeye başlar. İkinci el satışlarda satıcının ayıplı maldan sorumluluğu bir yıldan az olamaz. Bu süre, konut veya tatil amaçlı taşınmaz mallarda üç yıldan az olamaz. Ancak satıcı, imalatçı veya ithalatçı, ayıbı tüketiciden hile ile gizlemişse zamanaşımı süresinden faydalanamaz.

 

 

Taslakta, her ne olursa olsun yürürlükteki kanundan asla geriye gidilemeyeceği; ancak tüketici haklarının genişletilebileceği mantığının hâkim olması gerekmektedir. Aksi takdirde, şaibeli bir taslak olmaya mahkûm olacaktır.

 

Yürürlükteki kanunda “garantili satışlar” maddesi içerisinde geçen ve fakat taslakta yer verilmeyen

 

Tüketiciye teslim edildiği tarihten itibaren, belirlenen garanti süresi içinde kalmak kaydıyla, bir yıl içerisinde; aynı arızanın ikiden fazla tekrarlanması veya farklı arızaların dörtten fazla meydana gelmesi veya belirlenen garanti süresi içerisinde farklı arızaların toplamının altıdan fazla olması unsurlarının yanı sıra, bu arızaların maldan yararlanamamayı sürekli kılması“ ve

 

„Firmanın servis istasyonunun, servis istasyonunun mevcut olmaması halinde sırasıyla satıcısı, bayii, acentesi, temsilciliği, ithalatçısı veya imalatçı-üreticisinden birisinin düzenleyeceği raporla arızanın tamirinin mümkün bulunmadığının belirlenmesi“

 

hükümlerinin bu fıkranın içinde „özellikle gizli ayıp olarak kabul edileceğinin“ açıkça belirtilmesi gerektiği düşünülmektedir.

 

İkinci el satışlarda ayıplı mal hükümlerinin kabul edilmesi, isabetli ve sevindirici bir gelişmedir.

 

 

Kanunlarda veya taraflar arasındaki sözleşmede daha uzun süreli bir sorumluluk öngörülmeyen hallerde, ayıplı maldan sorumluluk, ayıp daha sonra ortaya çıkmış olsa bile, malın tüketiciye teslim tarihinden itibaren iki yıllık zamanaşımı süresine tabidir. Bu süre konut veya tatil amaçlı taşınmaz mallarda beş yıldır ve taşınmazın teslim anında işlemeye başlar. Özellikle,

 

-Tüketiciye teslim edildiği tarihten itibaren, belirlenen garanti süresi içinde kalmak kaydıyla, bir yıl içerisinde; aynı arızanın ikiden fazla tekrarlanması veya farklı arızaların dörtten fazla meydana gelmesi veya belirlenen garanti süresi içerisinde farklı arızaların toplamının altıdan fazla olması unsurlarının yanı sıra, bu arızaların maldan yararlanamamayı sürekli kılması

 

-Firmanın servis istasyonunun, servis istasyonunun mevcut olmaması halinde sırasıyla satıcısı, bayii, acentesi, temsilciliği, ithalatçısı veya imalatçı-üreticisinden birisinin düzenleyeceği raporla arızanın tamirinin mümkün bulunmadığının belirlenmesi

 

Durumları gizli ayıp olarak kabul edilir.

 

İkinci el satışlarda satıcının ayıplı maldan sorumluluğu bir yıldan az olamaz. Bu süre, konut veya tatil amaçlı taşınmaz mallarda üç yıldan az olamaz. Ancak satıcı, imalatçı veya ithalatçı, ayıbı tüketiciden hile ile gizlemişse zamanaşımı süresinden faydalanamaz.

m.4/ f11

“Ayıbın imalatçı, ithalatçı veya satım zincirindeki ara satıcılardan kaynaklandığı durumlarda nihai satıcı, satım zincirindeki sorumlu kişi veya kişilere karşı  818 sayılı Borçlar Kanunu hükümleri uyarınca rücu hakkını kullanabilir. Ancak bunun için nihai satıcının tüketicinin taleplerini yerine getirdiği andan itibaren iki ay içinde sorumlu kişi veya kişilere başvurması zorunludur. Rücu hakkı her halükarda malın nihai satıcıya tesliminden itibaren beş yıl içinde zamanaşımına uğrar. Satım zinciri içindeki diğer satıcılar için de bu fıkra hükümleri uygulanır.”

 

 

Tüketici kanununun birinci maddesindeki kanun amacı dikkate alındığı ve müteselsil sorumluluk hükümleri düzenlendiği zaman bu fıkranın gereksiz olacağından bahisle; fıkranın kaldırılması gerektiği düşünülmektedir.

 

Müteselsil sorumluluk hallerinin getirilmemesinde ısrar edilecekse dahi, bu hükmün 6762 sayılı Ticaret Kanunu’nun 25. Maddesine eklenmek üzere ek madde olması lazım gelir. Tacirlerin yararlanması gereken hükümlerin bu kanuna değil; Ticaret Kanunu’na konulması gerekmektedir. Kanunlar sistematiği ve usül ekonomisi bunu gerektirir.

 

Fıkranın kanundan tamamen çıkarılması yahut kanunun sonuna 6762 sayılı Ticaret Kanunu’nun 25. Maddesine eklenmek üzere ek madde olarak konulması

m.4/A – f1

 

Sağlayıcı hizmeti sözleşmeye uygun olarak ifa etmekle yükümlüdür.  İfa edilen hizmetin taraflarca kararlaştırılmış olan ve objektif olarak sahip olması gereken özellikleri taşımaması halinde ayıplı olduğu kabul edilir. Hizmet sağlayıcısı tarafından bildirilen veya reklam ve ilanlarında yer alan özellikleri taşımayan veya yararlanma amacı bakımından değerini veya tüketicinin ondan makul olarak beklediği faydaları azaltan veya ortadan kaldıran maddi, hukuki veya ekonomik eksiklikler içeren hizmetler ayıplıdır.

 

 

Taslakta tüketici işleminin içine; “satım sözleşmesinin yanı sıra eser, taşıma ve simsarlık sözleşmeleri de dahil her türlü hukuk işlemi ve uygulama” konularak genişletilmesi halinde fıkrada sadece satım sözleşmesinden bahsedilmesi, getirilen genişletmeyi etkisiz kılacağı ve uygulamada sorunlar yaşatacağı endişesi ile sözleşme ibaresinin tüketici işlemi olarak değiştirilmesi gerektiği düşünülmektedir.

 

Hizmet sözleşmelerinde yapılacak iş ve hizmetler açıkça belirtilmelidir. Uygulamada, sıkça karşılaşılan bir durum olan, belirtilmeyen ek hizmetler ve işler için de ücret alınması, tüketicilerin mağdur olmasına sebep olmaktadır. Bu sebeplerle, fıkraya belirttiğimiz yönde bir hüküm konulması gerektiği düşünülmektedir.

Sağlayıcı hizmeti tüketici işlemine uygun olarak ifa etmekle yükümlüdür.  İfa edilen hizmetin taraflarca kararlaştırılmış olan ve objektif olarak sahip olması gereken özellikleri taşımaması halinde ayıplı olduğu kabul edilir. Hizmet sağlayıcısı tarafından bildirilen veya reklam ve ilanlarında yer alan özellikleri taşımayan veya yararlanma amacı bakımından değerini veya tüketicinin ondan makul olarak beklediği faydaları azaltan veya ortadan kaldıran maddi, hukuki veya ekonomik eksiklikler içeren hizmetler ayıplıdır.

 

Hizmet sözleşmelerinde  yapılacak iş ve hizmetlere ilişkin ücretlendirmenin nasıl yapılacağı  açıkça belirtilir. Hizmet sözleşmelerinde açıkça belirtilmeyen ek iş ve hizmetler için ayrıca ücret talep edilemez.

m.4/A-f2

Sağlayıcı, kendisinden kaynaklanmayan reklam veya ilan yoluyla yapılan açıklamalardan haberdar olmadığını ve haberdar olmasının da kendisinden beklenemeyeceğini veya yapılan açıklamanın içeriğinin hizmet sözleşmesinin akdi anında düzeltilmiş olduğunu veya hizmet sözleşmesi akdetme kararının bu açıklama ile nedensellik bağı içinde olmadığını ispatladığı takdirde açıklamanın içeriği ile bağlı olmaz.

 

 

Maddede öngörülen düzenlemenin, satıcı bakımından gerekli hallerde; hukukun genel hükümlerinde yer alan düzenlemeler ile hakkının korunması mümkün olduğu ve ayrıca önerilen düzenlemenin uygulamada yanlış anlaşılmalara sebep olacağı ve hükmün kötüye kullanılabilmesi sorunlarına yol açacağı düşüncesiyle taslaktan çıkarılması gerektiği düşünülmektedir.

 

Fıkranın tamamen taslaktan çıkarılması

m.4/A-f3

Hizmetin ayıplı ifa edildiği durumlarda tüketici, hizmetin yeniden görülmesini veya hizmet sonucu ortaya çıkan eserin ücretsiz onarımını isteme, ayıp oranında bedelden indirim veya sözleşmeden dönme haklarından birini sağlayıcıya karşı kullanmakta serbesttir. Sağlayıcı, tüketicinin tercih ettiği bu talebi yerine getirmekle yükümlüdür. Seçimlik hakların kullanılması nedeniyle ortaya çıkan tüm masraflar sağlayıcı tarafından karşılanır. Tüketici, bu seçimlik haklarından biri ile birlikte 818 sayılı Borçlar Kanunu hükümleri uyarınca tazminat da talep edebilir.

 

 

Masrafların karşı tarafça karşılanacağı hükmü gereksiz bir hükümdür; zira menfi zararların karşı tarafça karşılanması gereği Borçlar Kanunu’nda yer alan genel bir ilkedir. Tazminat hükümlerinin genel kanun hükümlerine atıf yapılmak suretiyle genişletilmesi ise isabetli ve sevindirici bir gelişmedir.

 

Seçimlik haklar sıralamasının, uygulama da çok önemli olduğu dikkate alınarak değiştirilmesi „“Hizmetin ayıplı ifa edildiği durumlarda tüketici, sözleşmeden dönme, hizmetin yeniden görülmesi, hizmet sonucu ortaya çıkan eserin onarımını isteme veya ayıp oranında bedel indirimi“ şeklinde değiştirilmesi gerektiği düşünülmektedir.

 

“Hizmetin ayıplı ifa edildiği durumlarda tüketici, sözleşmeden dönme, hizmetin yeniden görülmesi, hizmet sonucu ortaya çıkan eserin onarımını isteme veya ayıp oranında bedel indirimi haklarından birini sağlayıcıya karşı kullanmakta serbesttir….”

m.8/ f6

Kanunlarda veya taraflar arasındaki sözleşmede daha uzun süreli bir sorumluluk öngörülmeyen hallerde, ayıplı hizmetten sorumluluk, ayıp daha sonra ortaya çıkmış olsa bile, hizmetin ifası tarihinden itibaren iki yıllık zamanaşımı süresine tabidir. Ancak sağlayıcı ayıbı tüketiciden hile ile gizlemişse zamanaşımı süresinden faydalanamaz.

 

 

Ayıplı mal hükümlerinde getirdiğimiz eleştirinin “hizmete” uyarlanarak, özellikle gizli ayıp olarak kabul dilen hallerin belirtilmesi gerektiği düşünülmektedir. Bu bağlamda, Yürürlükteki kanunda “garantili satışlar” maddesi içerisinde geçen ve fakat taslakta yer verilmeyen

hükümlerin fıkra içerisine alınması gerekir.

Kanunlarda veya taraflar arasındaki sözleşmede daha uzun süreli bir sorumluluk öngörülmeyen hallerde, ayıplı hizmetten sorumluluk, ayıp daha sonra ortaya çıkmış olsa bile, hizmetin ifası tarihinden itibaren iki yıllık zamanaşımı süresine tabidir. Özellikle,

 

-Tüketiciye ifa edildiği tarihten itibaren, belirlenen garanti süresi içinde kalmak kaydıyla, bir yıl içerisinde; aynı ayıbın ikiden fazla tekrarlanması veya farklı ayıpların dörtten fazla meydana gelmesi veya belirlenen garanti süresi içerisinde farklı ayıpların toplamının altıdan fazla olması unsurlarının yanı sıra, bu ayıpların hizmetten yararlanamamayı sürekli kılması

 

-Firmanın servis istasyonunun, servis istasyonunun mevcut olmaması halinde sırasıyla satıcısı, bayii, acentesi, temsilciliği, ithalatçısı veya imalatçı-üreticisinden birisinin düzenleyeceği raporla ayıbın giderilmesinin mümkün bulunmadığının belirlenmesi

 

Durumları gizli ayıp olarak kabul edilir.

 

Ancak sağlayıcı ayıbı tüketiciden hile ile gizlemişse zamanaşımı süresinden faydalanamaz.

 

m.4/B –f1

 

İhtiyari garanti, tüketicinin yasal hakları saklı kalmak kaydıyla, mal veya hizmetin, ek bir masraf talep edilmeksizin, bedelinin iadesi, değiştirilmesi, onarılması, bakımının yapılması ve benzer hususlarda müteşebbis tarafından verilen ilave taahhüdü ifade eder.

 

 

Bu hükmün, kanun sistematiği açısından, tanımlar maddesinin içerisinde yer alması gerektiği düşünülmüştür.

Madde-3

………

…………

 

f) İhtiyari garanti: Tüketicinin yasal hakları saklı kalmak kaydıyla, mal veya hizmetin, ek bir masraf talep edilmeksizin, bedelinin iadesi, değiştirilmesi, onarılması, bakımının yapılması ve benzer hususlarda müteşebbis tarafından verilen ilave taahhüdü

……..

……..

M4/B –f4

 

İhtiyari garanti taahhüdü, bu maddede öngörülen özellikleri taşımasa bile taahhütte bulunanı bağlar.

 

 

Tüketici ihtiyari garanti verildiğini yazılı olarak ispatlamak zorunda değildir; şahitle ispat yeterli olacaktır” hükümlerinin getirilmesinin yararlı olacağı düşünülmüştür.

 

“İhtiyari garanti taahhüdü, bu maddede öngörülen özellikleri taşımasa bile taahhütte bulunanı bağlar. Tüketici ihtiyari garanti verildiğini yazılı olarak ispatlamak zorunda değildir; şahitle ispat yeterli olacaktır.”

 

m.4/C – f1

Başka bir taşınırın veya taşınmazın parçasını da oluştursa her türlü taşınır, enerji, işlenmemiş de olsa tarım ve hayvancılıktan elde edilen her türlü mahsul, ürün olarak kabul edilir.

 

 

 

Ürün ibaresinin tanımının, tanımlar maddesi hükmüne taşınması gerektiği düşünülmüştür.

 

Madde-3

…….

…….

 

y) Ürün: Başka bir taşınırın veya taşınmazın parçasını da oluştursa her türlü taşınır, enerji, işlenmemiş de olsa tarım ve hayvancılıktan elde edilen her türlü mahsulü

……..

…….

m.4/C

Maddenin tamamı hakkında

 

Maddede genel olarak Tüketici Mahkemesinin görevi sorununda karışıklık hâkimdir. Görev sınırlarının dava açma aşamasından önceki aşamada tam ve kesin olarak belirtilmesi dikkate alınarak yeniden düzenlenmesi gerektiği düşünülmüştür.

 

Maddede, Tüketici Mahkemesinin görev sınırının tam olarak belirlenmesi

m.6/f1

Müteşebbisin  tüketiciyle müzakere etmeden sözleşmeye dahil ettiği, tarafların sözleşmeden doğan hak ve yükümlülüklerinde dürüstlük kuralına aykırı düşecek biçimde tüketici aleyhine bir dengesizliğe neden olan sözleşme şartları haksız şart olarak nitelendirilir. Müteşebbis ile tüketici arasında akdedilen sözleşmelerde yer alan haksız şartlar batıldır. Bu şartlar olmaksızın sözleşme ayakta tutulabiliyorsa sözleşmenin geri kalanı geçerliliğini korur.

 

 

 

Son cümlenin, genel hükümler gereğince kendiliğinden uygulanması gerektiğinden bahisle, ayrıca belirtilmesinin gereksiz olduğu düşünülmüştür.

 

 

 

 

“Müteşebbisin  tüketiciyle müzakere etmeden sözleşmeye dahil ettiği, tarafların sözleşmeden doğan hak ve yükümlülüklerinde dürüstlük kuralına aykırı düşecek biçimde tüketici aleyhine bir dengesizliğe neden olan sözleşme şartları haksız şart olarak nitelendirilir. Müteşebbis ile tüketici arasında akdedilen sözleşmelerde yer alan haksız şartlar batıldır.”

m.6/A-f3

 

Taksitli sözleşmenin yazılı olarak kurulmadığı veya yönetmelikte belirlenen zorunlu içeriğe sahip olmadığı hallerde sözleşme batıldır. Ancak tüketiciye malın teslim edilmiş ya da hizmetin ifa edilmiş olması durumunda sözleşme geçerlilik kazanır. Eksiklik, sözleşmesel faizin veya bütün masraflar dahil malın veya hizmetin satış bedelinin sözleşmede belirlenmemiş olmasından kaynaklanıyorsa malın veya hizmetin peşin fiyatına satıldığı kabul edilir. Bu hallerde tüketiciden, taksitli sözleşmede belirtilmemiş olan hiçbir faiz, masraf, komisyon ve benzeri isim altında ilave ödeme talep edilemez. Ödeme planı, değişen duruma göre yeniden düzenlenir. Sözleşmede belirtilmemiş olması halinde tüketiciden teminat istenemez.

 

 

 

Ancak tüketiciye malın teslim edilmiş ya da hizmetin ifa edilmiş olması durumunda sözleşme “tüketicinin zımnen veya sarih kabul beyanı sonucunda” geçerlilik kazanır.” Şeklindeki değişikliğin fıkra içine işlenmesi gerektiği düşünülmüştür.

 

 

“Taksitli sözleşmenin yazılı olarak kurulmadığı veya yönetmelikte belirlenen zorunlu içeriğe sahip olmadığı hallerde sözleşme batıldır. Ancak tüketiciye malın teslim edilmiş ya da hizmetin ifa edilmiş olması durumunda sözleşme tüketicinin zımnen veya sarih kabul beyanı sonucunda geçerlilik kazanır…”

m.6/B –f1

Devre tatil sözleşmeleri, bir yıldan uzun süre için kurulan ve tüketiciye bu süre zarfında birden fazla dönem için, bir veya daha fazla sayıda gecelik konaklama imkanı veren sözleşmelerdir………….

………

Uzun süreli tatil ürünü sözleşmeleri, bir yıldan uzun süre için kurulan sözleşmeler olup, bu sözleşmelerde tüketiciye bu süre zarfında konaklamaya veya konaklama ile birlikte seyahat veya diğer hizmetlerin beraber sunulduğu durumlara ilişkin indirim veya diğer tür menfaatlerden faydalanma hakkı verilir.

 

 

 

Fıkradaki tanımların, kanunun tanımlar maddesinde yer alması yönünde değişikliğin yapılması gerektiği düşünülmüştür.

 

 

m.3

 

c) Devre tatil Sözleşmeleri: Bir yıldan uzun süre için kurulan ve tüketiciye bu süre zarfında birden fazla dönem için, bir veya daha fazla sayıda gecelik konaklama imkanı veren sözleşmeleri

….

……

…..

v) Uzun süreli tatil ürünü sözleşmeleri : Bir yıldan uzun süre için kurulan, tüketiciye bu süre zarfında konaklamaya veya konaklama ile birlikte seyahat veya diğer hizmetlerin beraber sunulduğu durumlara ilişkin indirim veya diğer tür menfaatlerden faydalanma hakkı verilen sözleşmeleri

m.6/B-f3

 

Devre tatil, uzun süreli tatil ürünleri, değişim ve yeniden satım sözleşmelerinin kağıt ortamında ya da tüketicinin ulaşabileceği diğer bir sürekli veri taşıyıcısı ile yazılı ve Türkçe olarak kurulması zorunludur. Müteşebbis, tüketicinin, sözleşmeleri imzalamasını, sözleşme tarihini yazmasını sağlamak ve akdedilen sözleşmelerin bir nüshasını tüketiciye vermekle yükümlüdür. Daha ağır şekil şartları öngören kanun hükümleri saklıdır.

 

 

 

Diğer maddelerde olduğu gibi bu hükmün sonucunda da, kanun içi sistematiğin gerektirdiği şekilde “aksi takdirde butlandır” ibarelerinin eklenmesi gerektiği düşünülmüştür.

 

 

 

Devre tatil, uzun süreli tatil ürünleri, değişim ve yeniden satım sözleşmelerinin kağıt ortamında ya da tüketicinin ulaşabileceği diğer bir sürekli veri taşıyıcısı ile yazılı ve Türkçe olarak kurulması zorunludur. Aksi takdirde sözleşme batıldır.

m.6/C-f6

 

Paket tur katılımcısının, sözleşmenin ifası sürecinde ortaya çıkan her türlü eksiklik nedeniyle bedelin indirilmesini talep etme hakkı vardır. Paket tur düzenleyicisinin, tur başladıktan sonra önemli bir yükümlülüğünü yerine getirmediği veya getiremeyeceği tespit edildiğinde paket tur katılımcısı sözleşmeden dönebilir. Bu hallerde paket tur düzenleyicisi veya aracısının ücret talep etme hakkı sona erer. Yapılmış olan ödemelerin en geç yedi gün içinde paket tur katılımcısına iade edilmesi zorunludur.  Ancak paket tur düzenleyicisinin o ana kadar ifa etmiş olduğu edimler için, paket tur katılımcısının bunlardan faydalandığı oranda uygun bir karşılık talep etme hakkı saklıdır.

 

 

Son cümlede, daha açıklayıcı olması ve mağduriyetlere sebebiyet vermemesi açısından, “Ancak, yapılmış olan bütün ödemelerin iadesinden sonra” ibarelerinin eklenmesi gerektiği düşünülmüştür.

 

 

 

………..

Ancak paket tur düzenleyicisinin o ana kadar ifa etmiş olduğu edimler için, yapılmış olan bütün ödemelerin iadesinden sonra, paket tur katılımcısının bunlardan faydalandığı oranda uygun bir karşılık talep etme hakkı saklıdır.

m.6/C-f11

Paket tur düzenleyicisinin, ödeme güçlüğüne düşmesi veya iflas etmesi ihtimaline karşılık, paket tur katılımcısının ödediği tutarın iade edileceğine ve paket tur katılımcısının geri dönüş masraflarının karşılanacağına ilişkin ayrıntıları 14/09/1972 tarihli ve 1618 sayılı Seyahat Acentaları ve Seyahat Acentaları Birliği Kanunu’nda yer alan teminatı göstermesi zorunludur.

 

 

 

Fıkranın sonuna, „paket tur katılımcısının bu teminattan yararlanmak için Kültür ve Turizm Bakanlığına veya teşkilatlarına başvurması gerekir.“ ibarelerinin eklenmesi gerektiği düşünülmüştür.

 

 

 

………… yer alan teminatı göstermesi zorunludur. Paket tur katılımcısının bu teminattan yararlanmak için Kültür ve Turizm Bakanlığına veya teşkilatlarına başvurması gerekir. Bakanlık, gerekli incelemeleri yaparak en geç 1 ay içinde, paket tur katılımcısına gerekli ödemeyi yapar.

m.7/f1

Ön ödemeli sözleşmeler, malın teslimi veya hizmetin ifasının otuz günü aştığı, bedelin peşin ödendiği veya taksitler halinde ödenmeye başlandığı sözleşmelerdir.

 

 

Taksitli sözleşmeler malın teslimi veya hizmetin ifasından sonra bedelin taksitler halinde ödenmeye başlandığı sözleşmelerdir. Ön ödemeli sözleşmeler ise, malın teslimi veya hizmetin ifasının otuz günü aştığı, bedeli peşin veya taksitler halinde ödenen sözleşmelerdir. O halde, malın teslimi veya hizmetin ifasının 3 hafta sonra için anlaşıldığı ve bedelinin taksitler halinde ödeneceği sözleşmeler bu kanun kapsamına girmemektedir. Açıkladığımız üzere, taslağın bu haliyle, taksitli sözleşmeler ve ön ödemeli sözleşmeler tanımı arasında hüküm boşluğu bulunmaktadır. Bu boşluğun giderilmesi düşüncesiyle, “otuz günü aştığı” ibaresinin kaldırılıp, ilk taslaktaki “ifasından önce” ibaresinin eklenmesi ve tanımın bu kanunun tanımlar maddesine eklenmesi gerektiği düşünülmüştür.

 

m.3

m) Ön ödemeli sözleşmeler: Malın teslimi veya hizmetin ifasından önce, bedelin peşin ödendiği veya taksitler halinde ödenmeye başlandığı sözleşmeleri,

m.7/f2

 

Ön ödemeli sözleşmelere iştirakçi kabul edilirken, müteşebbisin ifa konusu malın hiç veya gereği gibi teslim edilmemesi ihtimaline karşılık, tüketicinin ödediği tutarın iade edileceğine ilişkin teminat gösterilmesi zorunludur. Hangi mallar için teminat aranacağı Bakanlık tarafından çıkarılacak  yönetmelik ile belirlenir

 

 

Fıkranın son cümlesi maddenın son paragrafında da belirtildiği için, aynı madde içinde mükerrer hükmün gereksizliğinden bahisle, son cümlenin çıkarılmasın gerektiği düşünülmüştür.

 

 

 

Ön ödemeli sözleşmelere iştirakçi kabul edilirken, müteşebbisin ifa konusu malın hiç veya gereği gibi teslim edilmemesi ihtimaline karşılık, tüketicinin ödediği tutarın iade edileceğine ilişkin teminat gösterilmesi zorunludur.

m.7/f4

Ön ödemeli sözleşmelerde malın teslim ya da hizmetin ifa süresi sözleşme tarihinden itibaren on iki ayı aşamaz. Konut ve tatil amaçlı taşınmaz mallara ilişkin satım sözleşmelerinde bu süre otuzaltı aydır.

 

 

Yürülükte olan kanunda yer alan haliyle, “Konut ve tatil amaçlı taşınmaz mallara ilişkin satım sözleşmelerinde bu süre otuz aydır.” Şeklinde değiştirilmesi gerektiği düşünülmüştür.

 

 

………. Konut ve tatil amaçlı taşınmaz mallara ilişkin satım sözleşmelerinde bu süre otuz aydır.

m.7/f8

Malın teslim veya hizmetin ifa edilmesine kadar tüketicinin herhangi bir gerekçe göstermeden sözleşmeden dönme hakkı vardır. Bu haller için tüketici tarafından ödenmesi kararlaştırılan sözleşmeden dönme cezası toplam satım bedelinin % 2’sini geçemez. Müteşebbisin malı teslim veya hizmeti ifa etmesinden önce, kesin aciz belgesine sahip olduğunu ispatlayan tüketici veya tüketicinin ölümü halinde mirasçıları, dönme cezası ödemeksizin sözleşmeden dönme hakkını kullanabilirler.

 

 

%2 dönme cezası, tüketici için ağır bir hüküm teşkil etmektedir. Bu cezanın, piyasa şartları dikkate alınarak, %05’e indirilmesi  gerektiği düşünülmüştür.

 

 

 

Malın teslim veya hizmetin ifa edilmesine kadar tüketicinin herhangi bir gerekçe göstermeden sözleşmeden dönme hakkı vardır. Bu haller için tüketici tarafından ödenmesi kararlaştırılan sözleşmeden dönme cezası toplam satım bedelinin % 05’sini geçemez…

m.7/f9

 

Malın teslim veya hizmetin ifa edilmesine kadar tüketicinin birbirini takip eden en az iki taksiti ödemede temerrüde düşmüş olması ve ödenmeyen taksit toplamının toplam satış bedelinin en az %10’una tekabül etmesi durumunda, müteşebbisin zamanında ödenmeyen taksitleri cezai şartla birlikte ödemesi için tüketiciye en az bir hafta süre vermesi zorunludur. Bu sürenin sonunda müteşebbisin, tüketicinin o ana kadar yaptığı ödemelerden sadece toplam satım bedelinin % 2’sini geçmemek suretiyle cezai şartı mahsup ederek geri kalan tutarı ödemek suretiyle sözleşmeden dönme hakkı vardır.

 

 

 

 

 

İlk taslakta yer verilmeyen cezai şart hükümlerine, bu taslakta da yer verilmemelidir. Ayrıca, mal tesliminden önce bu fıkraya göre cezai şart uygulanırken, mal tesliminden sonra maddenin 13. fıkrasına göre cezai şartın uygulanmaması bir çelişki yaratmaktadır. Halbuki cezai şart uygulanacak ise, bunun mal tesliminden sonraki aşamada uygulanması hukuk mantığı açısından daha yerinde olacaktır. Bu sebeple cezai şart hükümlerinin fıkradan çıkarılması gerektiği düşünülmüştür.

 

 

 

Malın teslim veya hizmetin ifa edilmesine kadar tüketicinin birbirini takip eden en az iki taksiti ödemede temerrüde düşmüş olması ve ödenmeyen taksit toplamının toplam satış bedelinin en az %10’una tekabül etmesi durumunda, müteşebbisin zamanında ödenmeyen taksitleri ödemesi için tüketiciye en az bir hafta süre vermesi zorunludur. Bu sürenin sonunda müteşebbisin, tüketicinin o ana kadar yaptığı ödemeleri geri vermek suretiyle sözleşmeden dönme hakkı vardır.

 

m.7/f10

 

Sözleşmeden dönüldüğü hallerde, tüketiciye verilmesi gereken tutar, müteşebbis tarafından en geç doksan gün içerisinde ödenir.

 

 

 

İlk taslakta yer alan haliyle, doksan gün hükmünün altmış gün olarak değiştirilmesi gerektiği düşünülmüştür.

 

 

Sözleşmeden dönüldüğü hallerde, tüketiciye verilmesi gereken tutar, müteşebbis tarafından en geç altmış gün içerisinde ödenir.

m.7/f13

 

Müteşebbis, malın teslim veya hizmetin ifasından sonra ise, taksitlerden birinin veya birkaçının ödenmemesi halinde kalan borcun tümünün ifasını talep etme hakkını saklı tutmuşsa, bu hak ancak; tüketicinin birbirini izleyen en az iki taksiti ödemede temerrüde düşmüş olması ve ödenmeyen taksit toplamının toplam satış bedelinin en az %10’una tekabül etmesi halinde kullanılabilir. Müteşebbisin bu hakkı kullanabilmesi için tüketiciye en az bir hafta süre vererek muacceliyet uyarısında bulunması zorunludur. Muacceliyet uyarısının iadeli taahhütlü posta ile yapılması ve ödemekte gecikilen tutar, sözleşmesel faiz oranı, temerrüt faiz oranı ve varsa diğer masraflar hakkında bilgi içermesi zorunludur.

 

 

 

Müteşebbisin sözleşmeden dönme hakkı için malın teslimi ve hizmetin ifası ayrımı yapılmasının gereksizliği ve kanun sistematiği açısından, bu maddenin 9. fıkrası ile bu fıkrasının birleştirilerek tek hüküm haline getirilmesi gerektiği düşünülmüştür.

 

 

Fıkranın, 9. Fıkra ile birleştirilerek tek hüküm haline getirilmesi

 

m.8/f2

 

Kapıdan sözleşmeler sadece, Bakanlık tarafından “Kapıdan Sözleşme Belgesi” verilmiş olan şirketler tarafından kurulabilir. Bu belge, sermayesi en az 50.000 TL olan şirketlere verilir.

 

 

 

 

Bu hükmün yönetmelikte değil de kanun içinde verilmiş olmasının bir sebebi olmalıdır. O sebep ise, bu şirketler dışında yapılacak bütün kapıdan satış sözleşmelerinin geçersiz kabul edilmesi gerekliliğine dayanmaktadır. O halde, bu fıkranın sonunda açıkça, “diğer şirketler tarafından yapılacak sözleşmelerin geçersiz olduğu ve bu durumda tüketicinin talebinin zamanaşımına bağlı olmayacağı” belirtilmesi, Ayrıca, bankaların kapıdan satış usulü ile herhangi bir işlem yapmalarının yasak olduğunun belirtilmesi gerektiği düşünülmüştür.

 

 

 

Kapıdan sözleşmeler sadece, Bakanlık tarafından “Kapıdan Sözleşme Belgesi” verilmiş olan şirketler tarafından kurulabilir. Bu belge, sermayesi en az 50.000 TL olan şirketlere verilir. Diğer kişiler tarafından yapılacak kapıdan sözleşmeler geçersizdir. Bu durumda, tüketici bu maddede belirtilen cayma hakkını süresiz olarak kullanabilir.

Bankalar tarafından, kapıdan satış usulü ile herhangi bir işlem yapılması yasaktır. Bankalar tarafından kapıdan satış usulü yapılmış olan işlemlerde,  bu kanuna göre kullanılabilecek cayma işlemi süreye bağlı değildir.

m.8/f3

 

Tüketici ondört gün içinde herhangi bir gerekçe göstermeksizin ve cezai şart ödemeksizin kapıdan sözleşmeden cayma hakkına sahiptir.

 

 

Cayma hakkının başlangıç zamanı, yürürlükteki kanunda ve ilk taslakta olduğu üzere, açıkça belirtilmelidir. Bu zaman, malın teslimi veya hizmetin ifasının gerçekleştiği tarih olarak belirlenmelidir. Bu gerekçe ile fıkranın belirttiğimiz şekilde değiştirilmesi gerektiği düşünülmüştür.

 

 

Tüketici malın teslimi veya hizmetin ifası tarihinden itibaren ondört gün içinde herhangi bir gerekçe göstermeksizin ve cezai şart ödemeksizin kapıdan sözleşmeden cayma hakkına sahiptir.

 

m.9/f1

 

Malların veya  hizmetlerin, uzaktan pazarlanmasına yönelik olarak oluşturulmuş bir sistem çerçevesinde müteşebbis ile tüketici arasında uzaktan iletişim araçlarının kullanılması suretiyle kurulan sözleşmelere mesafeli sözleşme adı verilir.

 

 

 

İlk taslakta yer alan haliyle finansal hizmetlerin de bu madde içine dâhil edilmesi gerektiği düşünülmüştür.

 

Malların veya finansal hizmetler de dâhil olmak üzere hizmetlerin, uzaktan pazarlanmasına yönelik olarak oluşturulmuş bir sistem çerçevesinde müteşebbis ile tüketici arasında uzaktan iletişim araçlarının kullanılması suretiyle kurulan sözleşmelere mesafeli sözleşme adı verilir.

 

m.9/f3

 

Müteşebbisin, sözleşmenin bütün şartlarını ve Bakanlıkça belirlenecek diğer hususları, kağıt ortamında yazılı olarak ya da tüketicinin ulaşabileceği diğer bir sürekli veri taşıyıcısı aracılığıyla tüketiciye iletmesi zorunludur. Bu yükümlülük, hizmet sözleşmelerinde sözleşmenin ifası başlamadan, bir malın teslimine yönelik sözleşmelerde ise malın sevk edilmesinden en geç yirmidört saat önce yerine getirilir.

 

 

 

 

Fıkranın sonundaki yirmi dört saat hükmünün 72 saate çıkarılması gerektiği düşünülmüştür.

 

 

…………………

………..Bu yükümlülük, hizmet sözleşmelerinde sözleşmenin ifası başlamadan, bir malın teslimine yönelik sözleşmelerde ise malın sevk edilmesinden en geç yetmişiki saat önce yerine getirilir.

 

m.9/f5

 

Tüketici ondört gün içinde herhangi bir gerekçe göstermeksizin ve cezai şart ödemeksizin mesafeli sözleşmeden cayma hakkına sahiptir. Cayma hakkının kullanıldığına dair bildirimin bu süre içinde müteşebbise yazılı olarak yöneltilmiş olması yeterlidir. Müteşebbis cayma bildiriminin kendisine ulaştığı tarihten itibaren en geç otuz gün içerisinde almış olduğu bedeli ve tüketiciyi borç altına sokan her türlü belgeyi ona hiçbir masraf yüklemeksizin iade etmekle yükümlüdür. Cayma hakkı konusunda tüketicinin bilgilendirildiğini ispat yükü müteşebbise aittir. Tüketici, sözleşmeden cayması durumunda, 4 üncü madde hükümleri saklı kalmak kaydıyla, malın iadesine ilişkin ortaya çıkabilecek masrafları yüklenir. Tüketici, malın mutat kullanımı sebebiyle meydana gelen değişiklik ve bozulmalardan sorumlu değildir.

 

 

 

Cayma hakkının başlangıç zamanı, yürürlükteki kanunda ve ilk taslakta olduğu üzere, açıkça belirtilmelidir. Bu zaman, malın teslimi veya hizmetin ifasının gerçekleştiği tarih olarak belirlenmelidir. Bu gerekçe ile fıkranın belirttiğimiz şekilde değiştirilmesi,

 

Yürürlükteki kanun ve ilk taslakta olduğu haliyle, müteşebbisin iade yükümlüğünün 10 güne indirilmesi,

 

“Sözleşmenin ve malın tüketiciye teslim edildiğinin ispatı müteşebbise aittir.” Hükmünden sonra kapıdan sözleşmelerde olduğu gibi “Aksi takdirde, tüketici cayma hakkını kullanmak için ondört günlük süre ile bağlı değildir.” Hükmünün getirilmesi,

 

Yürürlükteki kanunda ve ilk taslakta olduğu üzere, malı geri almakla müteşebbisin sorumlu tutulmasının eklenmesine, dolayısıyla tüketicinin malın iadesine ilişkin masrafları yüklenmesi gerektiği hükmünün fıkradan çıkarılması

 

gerektiği düşünülmüştür.

 

 

Tüketici, malın teslimi veya hizmetin ifası tarihinden itibaren ondört gün içinde herhangi bir gerekçe göstermeksizin ve cezai şart ödemeksizin mesafeli sözleşmeden cayma hakkına sahiptir. Malın teslim edildiğinin veya hizmetin ifa edildiğinin ispatı müteşebbise aittir. Aksi takdirde, tüketici cayma hakkını kullanmak için ondört günlük süre ile bağlı değildir. Cayma hakkının kullanıldığına dair bildirimin bu süre içinde müteşebbise yazılı olarak yöneltilmiş olması yeterlidir. Müteşebbis cayma bildiriminin kendisine ulaştığı tarihten itibaren en geç on gün içerisinde almış olduğu bedeli ve tüketiciyi borç altına sokan her türlü belgeyi ona hiçbir masraf yüklemeksizin iade etmekle yükümlüdür. Cayma hakkı konusunda tüketicinin bilgilendirildiğini ispat yükü müteşebbise aittir. Tüketici, sözleşmeden cayması durumunda, müteşebbis yirmi gün içinde malı geri almakla yükümlüdür. Tüketici, malın mutat kullanımı sebebiyle meydana gelen değişiklik ve bozulmalardan sorumlu değildir.

 

m.9/A

 

Finansal hizmetlere ilişkin mesafeli sözleşmeler

……….

………..

………….

 

 

Mesafeli sözleşmeler ile bazı teknik kelimeler hariç, hemen hemen aynı hükümleri içeren bu maddenin, ilk taslakta olduğu gibi, kanunda hantallığa da yer açmaması ve usul ekonomisi açısından 9. madde içerisinde düzenlenmesi gerektiği düşünülmüştür.

 

Bu maddenin tamamen kaldırılıp, maddedeki hükümlerin 9. madde içerisine işlenmesi

m.10/f1

 

Tüketici kredisi sözleşmesi, kredi verenin tüketiciye, ödemenin ertelenmesi, ödünç veya benzeri finansman şekilleri aracılığıyla kredi verdiği veya kredi vermeyi taahhüt ettiği sözleşmeyi ifade eder. Kredi kartlarına ilişkin sözleşmeler, ödemenin ertelenmesi veya taksitle ödeme imkanı sağlamaları halinde tüketici kredisi sözleşmesi olarak değerlendirilir.

 

 

İlk taslakta olduğu gibi, “banka ve kredi kartları ile kredili mevduat hesaplarına ilişkin sözleşmeler…” ibarelerinin eklenmesi gerektiği düşünülmüştür.

 

Tüketici kredisi sözleşmesi, kredi verenin tüketiciye, ödemenin ertelenmesi, ödünç veya benzeri finansman şekilleri aracılığıyla kredi verdiği veya kredi vermeyi taahhüt ettiği sözleşmeyi ifade eder. Banka ve Kredi kartları ile kredili mevduat hesaplarına ilişkin sözleşmeler, ödemenin ertelenmesi veya taksitle ödeme imkanı sağlamaları halinde tüketici kredisi sözleşmesi olarak değerlendirilir

m.10/f2

 

Tüketiciden, kredi kartı üyelik ücreti veya benzeri isimler altında, kullanım bedeli olarak alınan ücret, kredi kartının geçerlilik süresi boyunca bir defaya mahsus olarak alınabilir. Kredi kartının geçerlilik süresi üç yıldan az olamaz. Kredi kartı üyelik ücretinin azami tutarı Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından belirlenir. Bu Kanunun yürürlük tarihinden önce akdedilen sözleşmeler kapsamındaki kredi kartları, geçerlilik tarihlerinin bitiminden itibaren bu fıkra hükümlerine tabidir.

 

 

 

Milyonlarca tüketicide rahatsızlığa yol açan kredi kartı aidat ücretinin bir sefere mahsus dahi olsa alınmasının, kanun ile düzenlenmiş olması, kamu vicdanını rahatsız edeceği düşünülmektedir. Ayrıca, ilk taslakta sadece kart sözleşmesi imzalanırken ücret alınabileceği belirtilmişken şimdi, dolaylı olarak 3 yılda bir kart ücreti alınabileceği düzenlenmiştir. Bu göstermektedir ki, yürürlükteki kanundan bu taslağa kadar aşama aşama tüketicinin hakkında geriye doğru gidişler söz konusudur.

Yine ilk taslakta, „Bu Kanunun yürürlük tarihinden önce verilen kredi kartlarından üyelik ücreti alınmaz“ hükmü amirken, bu fıkrada „Bu Kanunun yürürlük tarihinden önce akdedilen sözleşmeler kapsamındaki kredi kartları, geçerlilik tarihlerinin bitiminden itibaren bu fıkra hükümlerine tabidir” hükmünün getirilmiş olması da bir önceki taslağa göre dahi geriye gidişlerin ne denli çok olduğuna işaret etmektedir.

Bütün bu sebeplerle, bu fıkranın tamamen kaldırılıp, “Alacağın takibine ilişkin masraflar hariç olmak üzere kredi veren, kredi kartı sözleşmesinde belirlenen faiz dışında tüketiciden herhangi bir ödemede bulunmasını isteyemez. Kredi kartı üyelik ücreti dahi bu kapsamdadır“ hükmünün getirilmesi gerektiği düşünülmüştür.

Kanunda kredi kartları üyelik ücreti sorununa değinilmiş iken banka hesap kartları sorununa değinilmemesi kabul edilemez. Bu sebeple, “Banka hesap kartları sahiplerinden herhangi bir isim altında hiçbir ücret kesilemez.” hükmünün kanuna ek madde olarak eklenmesi gerektiği düşünülmüştür.

Bu fıkradan sonra gelmek üzere, ilk taslakta yer aldığı gibi,

Mal veya hizmetin kredi kartı ile satın alındığı durumlarda, satıcı veya sağlayıcı, tüketiciden komisyon veya benzeri bir isim altında ilave ödemede bulunmasını isteyemez.“

Hükmünün getirilmesi gerektiği düşünülmüştür.

 

 

 

Alacağın takibine ilişkin masraflar hariç olmak üzere kredi veren, kredi kartı sözleşmesinde belirlenen faiz dışında tüketiciden herhangi bir ödemede bulunmasını isteyemez. Kredi kartı üyelik ücreti dahi bu kapsamdadır. Bu Kanunun yürürlük tarihinden önce verilen kredi kartlarından üyelik ücreti alınmaz.

Mal veya hizmetin kredi kartı ile satın alındığı durumlarda, satıcı veya sağlayıcı, tüketiciden komisyon veya benzeri bir isim altında ilave ödemede bulunmasını isteyemez

m.10/f4

 

Tüketici kredisi sözleşmesinin kağıt ortamında yazılı olarak ya da tüketicinin ulaşabileceği diğer bir sürekli veri taşıyıcısı ile kurulması ve bir nüshasının tüketiciye verilmesi zorunludur. Sözleşmede, sözleşmesel faiz, efektif yıllık faiz veya kredinin  toplam maliyetinin yer almaması durumunda kredi tutarı kanuni faizi ile birlikte  sürenin sonuna kadar kullanılır.

 

 

İlk taslakta olduğu gibi, “Sözleşmede, sözleşmesel faiz, efektif yıllık faiz veya kredinin  toplam maliyetinin yer almaması durumunda kredi tutarı faizsiz olarak sürenin sonuna kadar kullanılır.” Hükmünün eklenip, “kanuni faizi ile birlikte” kelimelerinin çıkarılması gerektiği düşünülmüştür.

 

Tüketici kredisi sözleşmesinin kağıt ortamında yazılı olarak ya da tüketicinin ulaşabileceği diğer bir sürekli veri taşıyıcısı ile kurulması ve bir nüshasının tüketiciye verilmesi zorunludur. Sözleşmede, sözleşmesel faiz, efektif yıllık faiz veya kredinin  toplam maliyetinin yer almaması durumunda kredi tutarı faizsiz olarak sürenin sonuna kadar kullanılır.

m.10/f5

 

Tüketici ondört gün içinde herhangi bir gerekçe göstermeksizin ve cezai şart ödemeksizin tüketici kredisi sözleşmesinden cayma hakkına sahiptir.  Tüketici kredisi sözleşmesinin, kapıdan veya mesafeli sözleşme yöntemiyle akdedilmesi durumunda bu maddede yer alan cayma hakkına ilişkin hükümler uygulanır. Cayma hakkının kullanıldığına dair bildirimin bu süre içinde kredi verene, kağıt ortamında yazılı olarak ya da kredi verenin erişebileceği diğer bir sürekli veri taşıyıcısı ile yöneltilmiş olması yeterlidir. Cayma hakkı konusunda tüketicinin bilgilendirildiğini ispat yükü kredi verene aittir.

 

 

 

Tüketici kredilerinde cayma hakkının getirilmiş olması tüketiciler için sevindirici bir gelişmedir. Ancak, bankaların kapıdan satış usulü ile kredi dağıtmasının yasaklanması gerektiği düşünülmüştür.

 

Tüketici ondört gün içinde herhangi bir gerekçe göstermeksizin ve cezai şart ödemeksizin tüketici kredisi sözleşmesinden cayma hakkına sahiptir.  Tüketici kredisi sözleşmesinin, mesafeli sözleşme yöntemiyle akdedilmesi durumunda bu maddede yer alan cayma hakkına ilişkin hükümler uygulanır. Cayma hakkının kullanıldığına dair bildirimin bu süre içinde kredi verene, kağıt ortamında yazılı olarak ya da kredi verenin erişebileceği diğer bir sürekli veri taşıyıcısı ile yöneltilmiş olması yeterlidir. Cayma hakkı konusunda tüketicinin bilgilendirildiğini ispat yükü kredi verene aittir.

 

m.10/f8

 

Belirsiz süreli kredi sözleşmelerinde değişiklik yapılması halinde, değişikliğin yürürlüğe girmesinden önce tüketiciye kağıt ortamında yazılı olarak veya diğer bir sürekli veri taşıyıcısı aracılığıyla bildirilmesi zorunludur. Bu bildirimde, yeni faiz oranının yürürlüğe girmesinden sonra yapılacak ödemelerin tutarı, ödemelerin sayısı ile sıklığının değişmesine ilişkin ayrıntılara yer verilecektir.

 

 

 

Değişikliğin 1 gün önce tüketiciye bildirilmesi uygulamada çok çeşitli sorunlara yol açacaktır. Ayrıca değişiklik sonucunda tüketiciye muhakkak dönme hakkının verilmesi gerekmektedir. Tüketicinin bu haklarından geriye gidiş kabul edilebilir bir husus değildir. Bu sebeple, yürürlükteki kanunda ve ilk taslakta yer alan haliyle, “değişikliğin yürürlüğe girmesinden önce” ibarelerinin çıkartılıp, “otuz gün önceden“ ibaresinin eklenmesi gerektiği düşünülmüştür.

 

Ayrıca, Tüketici, bildirim tarihinden itibaren en geç altmış gün içinde tüm borcu ödeyip kredi kullanmaya son verdiği takdirde değişikliklerden etkilenmez.“ Hükmünün fıkra sonuna eklenmesi gerektiği düşünülmüştür.

 

 

Belirsiz süreli kredi sözleşmelerinde değişiklik yapılması halinde, değişikliğin yürürlüğe girmesinden otuz gün önce tüketiciye kağıt ortamında yazılı olarak veya diğer bir sürekli veri taşıyıcısı aracılığıyla bildirilmesi zorunludur. Bu bildirimde, yeni faiz oranının yürürlüğe girmesinden sonra yapılacak ödemelerin tutarı, ödemelerin sayısı ile sıklığının değişmesine ilişkin ayrıntılara yer verilecektir. Tüketici, bildirim tarihinden itibaren en geç altmış gün içinde tüm borcu ödeyip kredi kullanmaya son verdiği takdirde değişikliklerden etkilenmez.

 

 

m.10/f11

 

Kredinin erken ödenmesinin sözleşmesel faiz oranının sabit olduğu bir dönem içinde gerçekleşmesi koşuluyla kredi veren tazminat talep edebilir. Bu tazminat, erken ödeme ve kredi sözleşmesinin sona erme tarihi arasındaki sürenin bir yılı aşmaması durumunda erken ödenen kredi tutarının %0,5’ini, bir yılı aşması halinde ise erken ödenen kredi tutarının %1’ini aşamaz. Erken ödeme tazminatı, tüketicinin erken ödemesi ile kredi sözleşmesinin sona erme tarihi arasındaki dönemde ödemesi öngörülen faizin tutarını aşamaz. Ancak,

a)Bir kredi ödeme garantisi sağlamayı amaçlayan sigorta sözleşmesi kapsamında,

b)Kredili mevduat sözleşmesi kapsamında,

c)Sözleşmesel faiz oranının değişken olduğu bir dönem içinde,

d)Erken ödeme tutarının oniki ay için 10.000 TL’yi aşmaması durumunda

yapılan erken ödemelerde tazminat talep edilemez.

 

 

 

Ülkemizdeki ekonomik şartlar ve kredi uygulaması sorunu düşünüldüğünde, tüketicinin erken ödemesi yönünde teşvik edilmesi lazım iken, yürürlükteki kanun ve ilk taslakta olmayan bir cezai düzenlemeye bu taslakta yer verilmesi, tüketici hakları açısından kabul edilebilir bir husus olarak gözükmemektedir. Her ne kadar AB yönergelerinde bu yönde bir hüküm olsa da, AB yönergelerinin her ülkenin şartlarına uygun olarak iç hukuka aktarılması gerekliliği şarttır. Bu sebeplerle, bu hükmün maddeden tamamen çıkarılması gerektiği düşünülmüştür.

 

 

Fıkranın taslaktan tamamen çıkarılması

m.10/f12

 

Belirli süreli kredi sözleşmelerinde kredi veren, taksitlerden birinin veya birkaçının ödenmemesi nedeniyle kalan borcun tümünün ifasını talep etme veya sözleşmeyi bu sebeple feshetme hakkını saklı tutmuşsa bu hak ancak, kredi verenin bütün edimlerini ifa etmiş olması, tüketicinin birbirini izleyen en az iki taksiti ödemede temerrüde düşmüş olması halinde kullanılabilir. Kredi verenin bu hakkı kullanabilmesi için tüketiciye en az bir hafta süre vererek muacceliyet uyarısında bulunması zorunludur. Muacceliyet uyarısının kağıt ortamında yazılı veya diğer bir sürekli veri taşıyıcısı aracılığıyla yapılması ve ödemekte gecikilen tutar, sözleşmesel faiz oranı, temerrüt faiz oranı, olası cezai şart ve varsa diğer masraflar hakkında bilgi içermesi zorunludur.

 

 

 

Uzun vadeli kredilerde, tüketicinin sadece iki taksidi ödememesi dolayısıyla toplam kredi miktarının muacceliyeti, tüketici açısından hakkaniyete uygun olmayacak sorunlara yol açacaktır. 10 yıl vade ile toplam 120 000 TL kredi borcu olan bir tüketicinin, iki aylık taksit tutarı olan 2000 TL’yi ödememesi durumunda 120.000 TL nin muacceliyet kesbetmesi, hakkaniyete ters düşmektedir. Bu sebeplerle, krediverenin feshetme hakkı, kanundaki diğer hükümlere benzetilerek, “tüketicinin birbirini izleyen en az iki taksiti ödemede temerrüde düşmüş olması ve bu tutarın toplam kredinin % 10’u olması halinde kullanılabilir.” şeklinde fıkranın değiştirilmesi gerektiği düşünülmüştür.

 

Ayrıca, muacceliyet uyarısı için, ilk taslaktaki haliyle “ancak tüketicinin sözleşmede kabul etmiş olması halinde diğer bir sürekli veri taşıyıcısı aracılığıyla yapılması…” şeklinde değiştirilmesi gerektiği düşünülmüştür.

 

 

Belirli süreli kredi sözleşmelerinde kredi veren, taksitlerden birinin veya birkaçının ödenmemesi nedeniyle kalan borcun tümünün ifasını talep etme veya sözleşmeyi bu sebeple feshetme hakkını saklı tutmuşsa bu hak ancak, kredi verenin bütün edimlerini ifa etmiş olması, tüketicinin birbirini izleyen en az iki taksiti ödemede temerrüde düşmüş olması ve bu tutarın toplam kredinin % 10’u olması halinde kullanılabilir. Kredi verenin bu hakkı kullanabilmesi için tüketiciye en az bir hafta süre vererek muacceliyet uyarısında bulunması zorunludur. Muacceliyet uyarısının yazılı veya tüketicinin sözleşmede kabul etmiş olması halinde sürekli veri taşıyıcısı aracılığıyla yapılması ve ödemekte gecikilen tutar, sözleşmesel faiz oranı, temerrüt faiz oranı, olası cezai şart ve varsa diğer masraflar hakkında bilgi içermesi zorunludur.

 

 

m.10/f15

 

Kredi sözleşmesinin veya kredi sözleşmesinden doğan alacağın devredilmesi halinde tüketici,  devredene karşı sahip olduğu bütün savunmaları devralana karşı da ileri sürebilir. Tüketici kredisi sözleşmesini devreden kredi kuruluşunun, aralarındaki sözleşme uyarınca krediyi devralan kuruluş ile birlikte sorumlu olmaya veya kredi hizmeti vermeye devam etmemesi halinde tüketici bilgilendirilir.

 

 

 

 

Bu hüküm, genel hükümlerde düzenlenen şekliyle “alacağın temliki” hükmüne benzemektedir. Ancak fıkrada sözleşmenin devredilmesinden de bahsedildiği için alacağın temlikinden ayıran özellikler de mevcut olmaktadır. Bu ayırıma dikkat çekerek aynen kabulü gerektiği düşünülmüştür.

 

 

 

 

 

Fıkranın dikkatli gözlerce tekrar incelenmesi şerhi ile aynen kabulüne,

m.10/f21

 

Kredi veren, kredi sözleşmesi akdedilmeden önce, tüketiciden alacağı bilgilere dayanarak ve ilgili veritabanlarına danışmak suretiyle tüketicinin kredi itibarını değerlendirecektir. Kredi sözleşmesi akdedildikten sonra kredinin toplam tutarında değişiklik yapılmaya karar verilmesi durumunda, kredi veren tüketicinin mali bilgilerini günceller ve kredi toplam tutarında önemli herhangi bir artış yapmadan önce, tüketicinin kredi itibarını değerlendirir.

 

 

 

Tüketici kanununda böyle bir hükmün olması, anlamsız ve gereksizdir. Usül ekonomisine de aykırılık teşkil eder. Kanunun bu ve benzeri gereksiz hükümler ile hantallaştırılması tasvip edilemez. Böyle bir hükmün, Bankalara yönelik çıkartılacak bir genelge ile düzenlemesi daha yerinde olacaktır.Bu sebeple, fıkranın tamamen kaldırılması gerektiği düşünülmüştür.

 

 

Fıkranın taslaktan tamamen çıkarılması, böyle bir düzenleme yapılacaksa bu düzenlemenin bankalara yönelik çıkarılacak bir genelge ile yapılması,

m.10/A

 

 

 

 

Önceki taslakta son paragrafın tamamen kaldırılması üzerine, şu an yürürlükteki kanunda yer alan daha ağır hüküm aynen kabul edilmiş bulunmaktadır; Ülkemizdeki ekonomik şartlar ve kredi uygulaması sorunu düşünüldüğünde, tüketicinin erken ödemesi yönünde teşvik edilmesi lazım iken, yürürlükteki kanun ve ilk taslakta olmayan bir cezai düzenlemeye bu taslakta yer verilmesi, tüketici hakları açısından kabul edilebilir bir husus olarak gözükmemektedir. Her ne kadar AB yönergelerinde bu yönde bir hüküm olsa da, AB yönergelerinin her ülkenin şartlarına uygun olarak iç hukuka aktarılması gerekliliği şarttır. Bu sebeplerle, erken ödeme tazminatı alınmaması gerektiği yönünde hüküm konması gerektiği düşünülmüştür.

 

Yürürlükte olan kanunda „Borçlunun temerrüde düşmesi halinde konut finansmanı kuruluşu borçluya temerrüt tarihinden itibaren beş iş günü içerisinde iadeli taahhütlü posta yoluyla bildirimde bulunmakla yükümlüdür“ hükmünün tüketici kredisi hükümlerine paralel olarak „Borçlunun temerrüde düşmesi halinde konut finansmanı kuruluşu borçluya temerrüt tarihinden itibaren 7 gün içerisinde iadeli taahhütlü posta yoluyla bildirimde bulunmakla yükümlüdür“ şeklinde değişikliğin taslağa eklenmesi gerektiği düşünülmüştür.

 

„Konut finansmanı kuruluşundan anlaşılması gereken 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanununun 38/A maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen kuruluşlardır.“ Hükmünün taslağa eklenmesi gerektiği düşünülmüştür. 

 

 

4077 sayılı Kanun’un 10/A maddesine aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.

Faiz oranının sabit veya değişken olarak belirlenmesi halinde, halinde tüketiciden erken ödeme ücreti talep edilemez.

 

Borçlunun temerrüde düşmesi halinde konut finansmanı kuruluşu borçluya temerrüt tarihinden itibaren 7 gün içerisinde iadeli taahhütlü posta yoluyla bildirimde bulunmakla yükümlüdür.

 

Konut finansmanı kuruluşundan anlaşılması gereken 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanununun 38/A maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen kuruluşlardır.

 

 

m.11/f5

 

Süreli yayın kuruluşlarınca düzenlenen promosyon kampanyalarının süresi, günlük süreli yayınlarda yetmişbeş günü haftalık süreli yayınlarda onsekiz haftayı, aylık süreli yayınlarda oniki ayı geçemez.

 

 

 

Haftalık ve aylık yayınlar için ayrı ayrı süre belirtilmesi yerinde olmakla beraber, yürürlükteki kanun ve ilk taslaktaki “altmış gün” hükmünün getirilip, yetmiş beş gün hükmünün çıkarılması gerektiği düşünülmüştür.

 

 

Süreli yayın kuruluşlarınca düzenlenen promosyon kampanyalarının süresi, günlük süreli yayınlarda altmış günü haftalık süreli yayınlarda onsekiz haftayı, aylık süreli yayınlarda oniki ayı geçemez.

 

m.11/f7

 

Süreli yayın kuruluşu, promosyon kampanyasına ait reklam ve ilanlarında, promosyon kampanyasına konu mal veya hizmetin Türkiye genelinde teslim ve ifa tarihlerine ilişkin programını ilan etmek ve promosyon kampanyasına konu mal veya hizmetin teslim ve ifasını, promosyon kampanyasının bitiminden itibaren kırk beş gün içinde yerine getirmek zorundadır.

 

 

 

Yürürlükteki kanun ve ilk taslakta kabul edilen haliyle, kırkbeş günün otuz gün olarak değiştirilmesi gerektiği düşünülmüştür.

 

Süreli yayın kuruluşu, promosyon kampanyasına ait reklam ve ilanlarında, promosyon kampanyasına konu mal veya hizmetin Türkiye genelinde teslim ve ifa tarihlerine ilişkin programını ilan etmek ve promosyon kampanyasına konu mal veya hizmetin teslim ve ifasını, promosyon kampanyasının bitiminden itibaren otuz gün içinde yerine getirmek zorundadır.

 

m.11/A-f1

 

Abonelik sözleşmeleri, tüketicinin, belirli bir mal veya hizmeti sürekli olarak veya düzenli aralıklarla edinmesini sağlayan sözleşmelerdir.

 

 

Bu tanımın, kanunun tanımlar maddesi arasında yer alması daha yerinde olacağından bahisle, fıkranın yerinin değiştirilmesi gerektiği düşünülmüştür.

m.3

a) Abonelik sözleşmeleri: Tüketicinin, belirli bir mal veya hizmeti sürekli olarak veya düzenli aralıklarla edinmesini sağlayan sözleşmeleri,

m.12/A-f1

 

İndirimli satışlar, perakende satışlarda geçerli olmak üzere, indirim tutarı veya oranı belirtilerek yapılan satışları ifade eder.

 

 

Fıkradaki tanımın, kanunun tanımlar maddesi arasında yer alması daha yerinde olacağından bahisle, fıkranın yerinin değiştirilmesi gerektiği düşünülmüştür.

 

m.3

g) İndirimli satışlar: Perakende satışlarda geçerli olmak üzere, indirim tutarı veya oranı belirtilerek yapılan satışları,

m.12/A – f7

 

Bakanlık ile ticaret ve sanayi odaları, ticaret odaları, sanayi odaları veya esnaf ve sanatkarlar odaları bu madde hükümlerinin uygulanması ve izlenmesine ilişkin işlemleri yürütmekle ayrı ayrı görevlidir.  Odalar, bu madde hükümlerine aykırı uygulamaları tespit ettiklerinde,  gerekli yasal işlemlerin yapılması amacıyla aykırılığı Bakanlığa bildirirler.

 

 

 

İndirimli satışlara ilişkin izin, denetim ve izleme konusu tüketici haklarını yakından ilgilendirdiğinden, tarafların temsilcilerinin olduğu bir kurulun bu görevi yerine getirmesinde yarar bulunmaktadır. Bu sebeplerle fıkranın tamamen kaldırılıp, yerine belirttiğimiz hükmün konulması gerektiği düşünülmüştür.

 

 

Bu madde hükümlerinin uygulanması, izlenmesi ve izin ve ceza işlemlerini yürütmekle görevli olarak Sanayi ve Ticaret İl Müdürlüğü nezdinde “İndirimli satışlar Komisyonu” kurulur. Bu kurulda Sanayi ve Ticaret İl Müdürlüğü’nce görevlendirilecek bir üye, Ticaret ve Sanayi Odalarınca görevlendirilecek bir üye, esnaf ve sanatkarlar odalarınca görevlendirilecek bir üye ve tüketici örgütlerince görevlendirilecek bir üye görev yapar. Kurul Başkanlığını Sanayi ve Ticaret İl Müdürlüğü temsilcisi yürütür.“

m.13/f3

 

Mala ilişkin faturanın tarih ve sayısını içermesi gereken bu belgenin tekemmül ettirilerek tüketiciye verilmesi ve tüketiciye teslim edildiğinin ispat sorumluluğu satıcıya aittir. Aksi takdirde, garanti belgesinin tüketiciye verilmediği kabul edilir.

 

 

 

Bu fıkradan sonra düzenlenmek üzere, yürülükteki kanunda yer alan haliyle “Satıcı; garanti belgesi kapsamındaki malların, garanti süresi içerisinde arızalanması halinde malı işçilik masrafı, değiştirilen parça bedeli ya da başka herhangi bir ad altında hiçbir ücret talep etmeksizin tamir ile yükümlüdür.” Hükmünün getirilmesi gerektiği düşünülmüştür.

 

 

m.13/f3 ten sonra gelmek üzere,

Satıcı; garanti belgesi kapsamındaki malların, garanti süresi içerisinde arızalanması halinde malı işçilik masrafı, değiştirilen parça bedeli ya da başka herhangi bir ad altında hiçbir ücret talep etmeksizin tamir ile yükümlüdür.

m.14/f1

 

Yurt içinde üretilen veya ithal edilen sanayi mallarının tanıtım, kullanım, kurulum, bakım ve basit onarımına ilişkin Türkçe tanıtma ve kullanma kılavuzuyla ve gerektiğinde uluslararası sembol ve işaretleri kapsayan etiketle satışa sunulması zorunludur.

 

 

 

Kanunun tüketiciye sağladığı hakların tüketiciye verilmesinde, hakların bilinmesi bakımından yarar bulunacağı düşünülmektedir. Bu sebeple, fıkranın belirttiğimiz şekilde değiştirilmesi gerektiği düşünülmüştür.

 

 

 

“Yurt içinde üretilen veya ithal edilen sanayi mallarının tanıtım, kullanım, kurulum, bakım, basit onarım ve bu kanunun tüketiciye sağladığı ayıplı mal, satış sonrası hizmetler, garanti belgesi, imalatçı sorumluluğuna ilişkin tüketiciye sağladığı hakların ve başvuru yollarına ilişkin bilgilerin Türkçe kılavuzla ve gerektiğinde uluslararası sembol ve işaretleri kapsayan etiketle satılması zorunludur.”

m.14/f2

 

Tanıtım ve kullanıma ilişkin hususların, malın üzerinde de yer alması halinde, yazılı ve sesli ifadelerin Türkçe olması zorunludur.

 

 

 

Görme engelli tüketicinin satın aldıkları maldan tam olarak yararlanabilmesi için bir düzenleme gerektiği düşünülmektedir.

Bu sebeple, fıkranın hemen sonuna gelecek şekilde belirttiğimiz hükmün getirilmesi gerekir.

 

 

“Görme engelliler için bir seri tanım ve kullanma kılavuzunun Braille alfabesi ile hazırlanması zorunludur”

m.15/f1

 

İmalatçı veya ithalatçılar, ürettikleri veya ithal ettikleri her sanayi malı için o malın Bakanlıkça tespit ve ilân edilen kullanım ömrü süresince, satış sonrası bakım ve onarım hizmetlerini vermek zorundadırlar.

 

 

Bu fıkradan hemen sonra getirilmek üzere, yürürlükteki kanunda ve ilk taslakta da yer aldığı düşünülerek “İmalatçı veya ithalatçının herhangi bir şekilde ticari faaliyetinin sona ermesi halinde, kullanım ömrü süresince bakım ve onarım hizmetlerini,  satıcısı veya yeni ithalatçısı vermek zorundadır”  hükmünün düzenlenmesi gerektiği düşünülmüştür.

 

 

1.fıkradan hemen sonra gelmek üzere

“İmalatçı veya ithalatçının herhangi bir şekilde ticari faaliyetinin sona ermesi halinde, kullanım ömrü süresince bakım ve onarım hizmetlerini,  satıcısı veya yeni ithalatçısı vermek zorundadır.”

m.15/f2

 

Bir sanayi malının arızalanması durumunda o malın yetkili servis istasyonlarındaki azami tamir süresi otuz günü geçemez.

 

 

 

Bu fıkranın sonuna getirilmek üzere, yürürlükteki kanun ve ilk taslakta da kabul edilen haliyle, belirttiğimiz hükmün düzenlenmesi gerektiği düşünülmüştür.

 

 

Bir sanayi malının arızalanması durumunda o malın yetkili servis istasyonlarındaki azami tamir süresi otuz günü geçemez. Malın onbeş gün içerisinde tamir edilememesi halinde azami tamir süresine kadar muadili bir mal imalatçı veya ithalatçı tarafından tüketicinin kullanımına sunulmak zorundadır.

m.17/f3

 

g) Tüketici Konseyi’nin Konseye katılan tüketici örgütü temsilcileri arasından seçeceği bir üye,

 

 

 

Konunun tüketici hakları ile yakından ilgili olması sebebiyle Tüketici örgütü temsilcisi sayısının arttırılmasında yarar vardır. Bu sebeple, ilgili hükmün „Tüketici Konseyi’nin Konseye katılan tüketici örgütü temsilcileri arasından seçeceği iki üye” şeklinde değiştirilmesi gerektiği düşünülmüştür.

 

 

g) Tüketici Konseyi’nin Konseye katılan tüketici örgütü temsilcileri arasından seçeceği iki üye,

 

m.17/f7

 

…Komisyonlar, başkan dahil beş kişiden oluşur. Komisyonlarda Genel Müdürlükte istihdam edilen Sanayi ve Ticaret Uzmanları görev alır….

 

 

Konunun tüketici hakları ile yakından ilgili olması sebebiyle Tüketici örgütü temsilcisinin olmasının yararı olacağı düşünülmektedir. Bu sebeple ilgili hükmün, belirttiğimiz şekilde değiştirilmesi gerektiği düşünülmüştür.

 

 

Komisyonlar, başkan dahil beş kişiden oluşur. Komisyonlarda Tüketici ve Rekabet Uzmanı ve Uzman Yardımcıları ve her komisyonda en az bir üye olmak üzere Tüketici örgütü temsilcisi görev alır

m.18/A-f1

 

Tüketiciye yönelik piyasa uygulamalarına ilişkin ilkeleri belirlemek, bu ilkeler çerçevesinde ticari uygulamaları incelemek ve inceleme sonucuna göre, 18 inci maddede belirtilen haksız ticari uygulamaları üç aya kadar tedbiren durdurmak ve/veya durdurmak ve/veya para cezası vermek hususlarında görevli bir Haksız Ticari Uygulamalar Kurulu oluşturulur. Haksız Ticari Uygulamalar Kurulu kararları Bakanlıkça uygulanır.

 

 

 

İlk taslakta olduğu haliyle “Tedbir kararı, başvurunun yapılmasını müteakip ilk toplantıda alınır” hükmünün fıkra içerisinde düzenlenmesi gerektiği düşünülmüştür.

 

 

Tüketiciye yönelik piyasa uygulamalarına ilişkin ilkeleri belirlemek, bu ilkeler çerçevesinde ticari uygulamaları incelemek ve inceleme sonucuna göre, 18 inci maddede belirtilen haksız ticari uygulamaları üç aya kadar tedbiren durdurmak ve/veya durdurmak ve/veya para cezası vermek hususlarında görevli bir Haksız Ticari Uygulamalar Kurulu oluşturulur. Tedbir kararı başvurunun yapılmasını müteakip ilk toplantıda alınır Haksız Ticari Uygulamalar Kurulu kararları Bakanlıkça uygulanır.

 

m.18/A-f2

 

Başkanlığı, Genel Müdür tarafından yürütülen Haksız Ticari Uygulamalar Kurulu;

a) Bakanlıkça Genel Müdürlük Genel Müdür Yardımcıları arasından görevlendirilecek bir üye,

b) Bakanlık I. Hukuk Müşaviri,

c)Adalet Bakanlığınca, bu Bakanlıkta idari görevlerde çalışan hakimler arasından görevlendirilecek bir üye,

ç) Maliye Bakanlığının görevlendireceği  üst düzey  yönetici bir üye,   

d) Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğinin görevlendireceği bir üye,        

e) Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonunun görevlendireceği bir üye

f) Tüketici Konseyi’nin Konseye katılan tüketici örgütü temsilcileri arasından seçeceği bir üye,

olmak üzere sekiz üyeden oluşur.

 

 

 

Aynı bakanlıktan iki üyenin olmasının gereksiz olduğu düşünülerek, “b) Bakanlık I. Hukuk Müşaviri,” bendinin çıkarılması,

 

 Konunun tüketici hakları ile yakından ilgili olması sebebiyle Tüketici örgütü temsilcisi sayısının arttırılmasında yarar vardır. Bu sebeple, ilgili hükmün „Tüketici Konseyi’nin Konseye katılan tüketici örgütü temsilcileri arasından seçeceği iki üye” şeklinde değiştirilmesi,

 

gerektiği düşünülmüştür.

 

 

Başkanlığı, Genel Müdür tarafından yürütülen Haksız Ticari Uygulamalar Kurulu;

a) Bakanlıkça Genel Müdürlük Genel Müdür Yardımcıları arasından görevlendirilecek bir üye,

b)Adalet Bakanlığınca, bu Bakanlıkta idari görevlerde çalışan hakimler arasından görevlendirilecek bir üye,

c) Maliye Bakanlığının görevlendireceği  üst düzey  yönetici bir üye,   

ç) Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğinin görevlendireceği bir üye,        

d) Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonunun görevlendireceği bir üye

e) Tüketici Konseyi’nin Konseye katılan tüketici örgütü temsilcileri arasından seçeceği iki üye,

olmak üzere sekiz üyeden oluşur.

 

m.18/A –f5

 

Ekonomik çıkarları zarar görmüş olan tüketici ayrıca Borçlar Kanunu hükümleri uyarınca maddi tazminat ve kişilik hakları ihlal edilmiş ise manevi tazminat isteme hakkına sahiptir.

 

 

Tazminat hükümlerinin getirilmesi oldukça yerinde ve isabetli bir düzenleme teşkil etmektedir. Ancak, kurulun hükmedeceği tazminat ile mahkemelerin hükmedebileceği tazminat arasında ciddi bir nispetsizlik oluşmasının, “kesin hüküm” kuralları gereği tüketicinin mahkemeye bu iddia ile bir daha başvurmasını engelleneceği için,  hak kaybına sebebiyet verebileceği düşünülerek, bu hükmün sadece tüketici açısından “kesin hüküm” teşkil etmeyeceği yönünde bir ibarenin fıkraya eklenmesi gerektiği düşünülmüştür.

 

Ekonomik çıkarları zarar görmüş olan tüketici ayrıca Borçlar Kanunu hükümleri uyarınca maddi tazminat ve kişilik hakları ihlal edilmiş ise manevi tazminat isteme hakkına sahiptir. Tazminat hakkındaki karar, müteşebbis için kesin hüküm oluştururken, tüketici için kesin hüküm mahiyetinde değildir.

m.20/f1

 

Tüketicinin eğitilmesi konusunda örgün ve yaygın eğitim kurumlarının ders programlarına, Bakanlığın uygun görüşü alınarak Millî Eğitim Bakanlığınca gerekli ilaveler yapılır.

 

 

Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde Tüketici Hakları dersinin zorunlu olarak verilmesinin gerektiği düşünülmektedir. Bu sebeple, fıkranın belirttiğimiz şekilde değiştirilmesi gerekir.

 

Tüketicinin eğitilmesi konusunda örgün ve yaygın eğitim kurumlarının ders programlarında, Tüketici Hakları dersi zorunlu olarak verilir.

m.20/f2

 

Tüketicinin eğitilmesi ve bilinçlendirilmesi için radyo ve televizyonlarda programlar düzenlenmesine ilişkin usul ve esaslar, Tüketici Konseyinin önerisi ile Bakanlık tarafından çıkarılacak  yönetmelik ile belirlenir. Bu programların 07-23 saatleri arasında yayınlanması ve haftada iki dakikadan az olmaması zorunludur.”

 

 

Haftada 2 dakikalık zorunlu programlar, amaçlanan fayda ile karşılaştırıldığında yetersiz ve komik kalmaktadır. Ülkemizde, tüketicilerin şuurlanmaları yönünde önemli bir adım teşkil edecek bu uygulamanın gerçekten bu amaca hizmet edebilecek şekilde öngörülmesi lazım gelir. Bu sebeple, hükmün belirttiğimiz şekilde değiştirilmesi gerektiği düşünülmüştür.

 

Tüketicinin eğitilmesi ve bilinçlendirilmesi için radyo ve televizyonlarda, saat 07-23 saatleri arasında ve haftada 60 dakikadan az olmamak üzere programların yayınlanması zorunludur

m.20/A-f1

 

Tüketici ödülleri, tüketicinin korunması ve bilinçlendirilmesi ile yasal haklarını kullanmaları konusunda özendirilmesi amacına yönelik olarak verilen ödüllerdir.

 

 

Fıkradaki tanımın, kanunun tanımlar arasında yer alması daha yerinde olacağından bahisle, fıkranın yerinin değiştirilmesi gerektiği düşünülmüştür.

m.3

..) Tüketici ödülleri: Tüketicinin korunması ve bilinçlendirilmesi ile yasal haklarını kullanmaları konusunda özendirilmesi amacına yönelik olarak verilen ödülleri.

m.20/A –f2/3

 

Tüketici ödülü veya benzeri bir isim altında ödül vereceklerin Bakanlıktan izin alması zorunludur.

 

Bakanlıktan izin alınmadan verilen tüketici ödüllerini alanların, bu ödülleri reklam ve ilanlarında kullanmaları yasaktır.

 

 

 

Tüketici ödülleri konusunda bir dönemdir olumsuzlukların yaşandığı bir gerçektir. İsminin başına ‘Tüketici’ kelimesi koyan bazı dergi, vakıf ve dernek gibi oluşumların para karşılığı tüketici ödülü vermeleri, bu ödülleri satın alan şirketlerin hiçbir objektif değerlendirme olmaksızın edindikleri bu ödülleri reklam ve ilanlarla kamuoyuna duyurmaları ve sonuçta dolaylı olarak tüketicilerin aldatılması vakasına rağmen etik olmayan bu uygulamaya kanun zoruyla ve üstelik sivil girişimlerin önünü kesecek şekilde sınırlama getiren bu maddenin taslaktan tamamen kaldırılması gerektiği düşünülmektedir. Bu sebeple, bu hükümlerin maddeden tamamen çıkartılması gerektiği düşünülmüştür.

 

 

 

Fıkraların taslaktan tamamen çıkarılması

m.22/f4

Tüketici sorunları hakem heyetlerinde heyetin çalışmalarına ve kararlarına esas olacak dosyaları hazırlamak ve uyuşmazlığa ilişkin raporu sunmak üzere en az bir raportör görevlendirilir.

 

 

Mahiyetinden dolayı, raportörlük alanında uzman kişilerce yapılmalıdır; bu ise ancak, ayrı ve özel raportörlük kadrosunun tahsis edilmesi ile sağlanabilir. “En az bir raportör” kelimelerinden önce “alanında uzman” ibarelerinin eklenmesi gerektiği düşünülmüştür.

 

Tüketici sorunları hakem heyetlerinde heyetin çalışmalarına ve kararlarına esas olacak dosyaları hazırlamak ve uyuşmazlığa ilişkin raporu sunmak üzere alanında uzman en az bir raportör görevlendirilir.

 

m.22/f9

 

Tüketici sorunları hakem heyetlerine sadece tüketiciler başvurabilir.

 

 

 

 

Uygulamada, müteşebbislerin dahi tüketici Hakem Heyetlerine, itirazın iptali gibi yollar için başvurmak zorunda kalması, hem hakem heyetlerinin uzmanlığının dışında bir konu teşkil etmekteydi hem de tüketici sorunlarının çözümünü geciktirmekteydi. Bu bakımdan, taslağa bu hükmün konulması tüketiciler açısından sevindirici bir gelişmedir.

Ayrıca, Uygulamada, hakem heyetleri, tebligat masrafı vs. adı altında tüketiciden para talep edilmektedir. Bunun önüne geçilmesi amaçlanmaktadır. Bu sebeple belirtilen ibarelerin bu fıkranın sonuna eklenmesi gerektiği düşünülmektedir.

 

 

Tüketici sorunları hakem heyetlerine yapılacak başvurular için hangi ad altında olursa olsun başvuru ve başvurunun incelenmesine ilişkin olarak tüketiciden para talep edilemez

m.23/f2

 

Tüketici mahkemeleri nezdinde tüketiciler, tüketici örgütleri, ilgili piyasayı düzenleyen kamu kurum ve kuruluşları ile Bakanlıkça açılacak davalar her türlü resim ve harçtan muaftır. Tüketici örgütleri üst kuruluşlarınca açılacak davalarda bilirkişi ücreti ve davanın davacı aleyhine sonuçlanması durumunda davacının davalıya ödemek zorunda kalacağı avukatlık ücreti Bakanlıkça karşılanır. Davanın, davalı aleyhine sonuçlanması durumunda, bilirkişi ücreti 21/07/1953 tarih ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre davalıdan tahsil olunarak bütçeye gelir kaydedilir. Tüketici mahkemelerinde görülecek davalar 18/06/1927 tarih ve 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun basit usulü muhakeme hükümlerine göre yürütülür.

 

 

 

Yürürlükteki kanunda tüketici örgütlerince açılacak davalarda bilirkişi ücretlerinin bakanlıkça karşılanacağı hükmü mevcut idi. Tüketici örgütlerine tanınan bu hakkın alınıp, sadece tüketici örgütleri üst kuruluşlarına verilmesi tüketici hakları açısından önemli bir geriye gidişe sebep olmaktadır. Bu sebeple, “Tüketici örgütlerince açılacak davalarda bilirkişi ücreti…” şeklinde değişikliğin yapılması gerektiği düşünülmüştür.

 

Ayrıca, yürürlükteki kanundan farklı olarak, tüketici örgütleri üst kuruluşlarının açacağı davalarda, davayı kaybetmesi halinde maruz kalacağı vekalet ücretinin de Bakanlıkça karşılanması, tüketici haklarının gelişmesi için yerinde ve isabetli bir karardır. Ancak bu hakkın sadece tüketici örgütleri üst kuruluşlarına değil; bütün tüketici örgütlerine sağlanması daha yerinde olacaktır.

 

Bu sebeplerle; “Tüketici örgütlerince açılacak davalarda bilirkişi ücreti ve davanın davacı aleyhine sonuçlanması durumunda davacının davalıya ödemek zorunda kalacağı avukatlık ücreti Bakanlıkça karşılanır” şeklinde fıkradaki ilgili yerin değiştirilmesi gerektiği düşünülmüştür.

 

 

Tüketici mahkemeleri nezdinde tüketiciler, tüketici örgütleri, ilgili piyasayı düzenleyen kamu kurum ve kuruluşları ile Bakanlıkça açılacak davalar her türlü resim ve harçtan muaftır. Tüketici örgütlerince açılacak davalarda bilirkişi ücreti ve davanın davacı aleyhine sonuçlanması durumunda davacının davalıya ödemek zorunda kalacağı avukatlık ücreti Bakanlıkça karşılanır. Davanın, davalı aleyhine sonuçlanması durumunda, bilirkişi ücreti 21/07/1953 tarih ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre davalıdan tahsil olunarak bütçeye gelir kaydedilir. Tüketici mahkemelerinde görülecek davalar 18/06/1927 tarih ve 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun basit usulü muhakeme hükümlerine göre yürütülür

m.25

 

Para Cezaları

Yürürlükteki kanunda olduğu gibi „Fiilin bir yıl içerisinde tekrarı halinde o fiil için yukarıdaki fıkralarda belirtilen para cezaları iki misli olarak uygulanır. Para cezasının iki misli uygulanması için ilk cezanın kesinleşmesi beklenmez“ Hükmünün bu madde içerisine eklenmesi gerektiği düşünülmüştür.

 

 

…Fiilin bir yıl içerisinde tekrarı halinde o fiil için yukarıdaki fıkralarda belirtilen para cezaları iki misli olarak uygulanır. Para cezasının iki misli uygulanması için ilk cezanın kesinleşmesi beklenmez…

m.25/f21

 

16 ncı maddede belirtilen yükümlülüklere aykırı hareket edenler hakkında üç aya kadar tedbiren durdurma veya durdurma veya düzeltme veya para cezası uygulanır. Reklam Kurulu, ihlalin niteliğine göre bu cezaları birlikte veya ayrı ayrı verebilir. Aykırılık,

a) Yerel televizyon kanalı aracılığı ile gerçekleşmiş ise 10.000 TL,

b)  Ülke genelinde yayın yapan televizyon kanalı aracılığı ile gerçekleşmiş ise 50.000 TL,

c) Radyo veya süreli yayınlar aracılığıyla gerçekleşmiş ise (a) ve (b) bentlerinde belirtilen cezaların yarısı,

ç) İnternet veya kısa mesaj aracılığı ile gerçekleşmiş ise 25.000 TL,

d) Diğer mecralar aracılığı ile gerçekleşmiş ise 5.000 TL

para cezası uygulanır.

 

 

 

Yürürlükteki kanunda, reklam ilkelerine aykırılığın sonucunda uygulanan ceza daha fazla idi. Cezaların artırılacağı yerde indirilmek istenmesi kabul edilemez bir vakıadır. Kaldı ki, uygulamada görülmektedir ki, şu anda kesilen cezalar dahi şirketleri durdurmaya yetmemektedir. Reklamlardan elde edilen faydadan çok daha az bir ceza kesilmesinin hiçbir caydırıcı yönü bulunmamaktadır. Bu sebeple cezaların amacına uygun şekilde caydırıcı olması gerektiğinden bahisle fıkranın belirttiğimiz şekilde değiştirilmesi gerektiği düşünülmüştür.

 

 

16 ncı maddede belirtilen yükümlülüklere aykırı hareket edenler hakkında üç aya kadar tedbiren durdurma veya durdurma veya düzeltme veya para cezası uygulanır. Reklam Kurulu, ihlalin niteliğine göre bu cezaları birlikte veya ayrı ayrı verebilir. Aykırılık,

a) Yerel televizyon kanalı aracılığı ile gerçekleşmiş ise 50.000 TL,

b)  Ülke genelinde yayın yapan televizyon kanalı aracılığı ile gerçekleşmiş ise 500.000 TL,

c) Radyo veya süreli yayınlar aracılığıyla gerçekleşmiş ise (a) ve (b) bentlerinde belirtilen cezaların yarısı,

ç) İnternet veya kısa mesaj aracılığı ile gerçekleşmiş ise 100.000 TL,

d) Diğer mecralar aracılığı ile gerçekleşmiş ise 50.000 TL

para cezası uygulanır.

 

 

Değiştirilen hükümler

m.33

“Olduklarından farklı görünen ürünler”

 

 

 

 

İlk taslakta yer alan haliyle, „Tüketicilerin, olduğundan farklı görünen mal nedeniyle uğradıkları maddî ve manevî zararları tazmin için dava açma hakları saklıdır.” Hükmünün bu madde sonuna eklenmesi gerektiği düşünülmüştür.

 

Tüketicilerin, olduğundan farklı görünen mal nedeniyle uğradıkları maddî ve manevî zararları tazmin için dava açma hakları saklıdır.

 

 

 

Kanunda kredi kartları üyelik ücreti sorununa değinilmiş iken banka hesap kartları sorununa değinilmemesi kabul edilemez. Bu sebeple, “Banka hesap kartları sahiplerinden herhangi bir isim altında hiçbir ücret kesilemez.” hükmünün kanuna ek madde olarak eklenmesi gerektiği düşünülmüştür.

 

 

Ek Madde-1

Banka hesap kartları sahiplerinden herhangi bir isim altında hiçbir ücret kesilemez.

 

 

 

 

 

 

 

Cevap Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir